Dişi Üreme Fizyolojisi

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.


GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir–Açılan sayfadan indirebilirsiniz–

Önizleme ;

 

DİŞİ ÜREME SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ
Dişi üreme sistemi internal üreme organları (ovaryumlar, tuba uterinalar, uterus ve vajina) ile eksternal üreme organlarından (klittoris, labia major ve minör) meydana gelir. Dişi genital sistem erkek genital sistemden farklı olarak, sirkülatuar değişiklikler gösterecek şekilde fonksiyon görmektedir. Kadın üreme organları gonadotropinlerin kontrolünde her ay konsepsiyona ve implantasyon ile gebeliğe hazır olacak şekilde değişiklikler gösterir. Overlerde her ay bir adet gamet (oosit) olgunlaşır. Uterustaki değişiklikler gameti beslemeye hazırlayıcı yöndedir. Bu değişikliklerin meydana geldiği ortalama 28 günlük periyotlara menstrüel siklüs denir. Menstrüel siklüs birçok hormonal, histolojik ve fizyolojik değişiklikleri içermektedir. Overler testisler gibi iki önemli amaca hizmet ederler:
1) oogenez,  2) seks hormonlarının yapımı
Dişide puberte
Overler, fetal hayatta erkek cinsiyette testislerde olduğu gibi plesantadan salgılanan hCG etkisiyle gelişme gösterirler. Doğumdan sonra hCG çekilince, overler tekrar sakin hale gelirler ve yaklaşık olarak 10 yaşına kadar over fonksiyonları sakin bir şekilde devam eder. Çocukluk çağında gonadotropinler hiç salgılanmaz. Bu dönemde dişi cinsiyet organları küçük ve fonksiyonsuzdur. Minimal düzeyde sekonder seks karakterleri vardı.  Bu durum erkekteki ile benzerlik gösterir.
Dokuz yaşından itibaren hipotalamik GnRH ve hipofizer gonadotropinlerin (LH-FSH) salınımı artar, 10–14 yaşlarında artık artık cinsel siklusları başlatabilecek miktarlarda gonadotropin salınımı söz konusudur. Dolayısıyla artık dişi cinsiyet hormonları olan östrojen ve progesteron yapımı başlar. Genellikle 12-13 yaşlarında ortaya çıkan ilk menstrüel siklüse menarj denir . Menarj öncesi pubertenin ilk belirtileri olan önce göğüslerin gelişimi (telarş)  ve sonrasında pubik  kıllanma (pubarş) dikkati çeker.
Bu dönemde dikkati çeken önemli bir husus; GnRH salınımının pulsatil olmasıdır, 90 dk’da bir kana verilir ve yarı ömrü 2-4 dk kadardır. Gonadotropinlerde buna paralel olarak pulsatil salınım gösterirler. Bu dönem pubertenin başlangıcıdır. Pulsatil salınım sadece menarjı başlatan bir faktör değildir, aynı zamanda dişinin reproduktif hayatında normal menstrüel siklüsler ve normal ovulasyonlar da buna bağlıdır.
Pubertede artan GnRH salgısı ile sonuçlanan beyindeki değişikliğin mekanizması iyi bilinmemektedir. Bu olayda
pineal bezin rolünün olduğuna dair deliller vardır. Antigonadotropik (LH inhibitörü) özellikte olan melatonin salınımı pubertede azalmaktadır. Buna bağlı olarak gonadotropinlerin etkileri belirgin hale gelmektedir. Erkekte puberteyle ilgili faktörler dişi için de geçerlidir. Puberte aniden başlamaz. Erkekte testosteronun, dişide ise östrojen düzeylerinin artması bunun göstergesidir.
Menarjtan sonraki ilk 12-18 ayda (menopoz başlangıcından hemen önce olduğu gibi) dişide ovulasyonsuz siklüsler olur (anovulatuar siklüs) . Ovulasyon olmadığı için uterusta C. Luteum oluşmaz. Östrojen etkileri kısmen olmakla beraber yeterli progesteron salınamadığı için endometriyum sekretuar faza geçemez. Bu bazen yeni evlilerde (özellikle erken yaşta evlenen bayanlarda) yanlışlıkla kısırlık şeklinde değerlendirilir. Ancak; bazı erişkin bayanlarda anovulatuar siklüslerin devamlı hale gelmesi bir kısırlık sebebidir.
Gonadotropin salgılayan bazı hipotalamus tümörlerinde veya pineal bezi hasara uğratan tümörlerde erken puberte (puberte prekoks) ortaya çıkar.
 
Oogenez 
Primitif dişi germ hücrelerine oogonium (oosit, yumurta hücresi) denir. Oogoniumlar fetal hayatta birçok mitotik bölünmeye girerek çoğalırlar. Fetal dönemin 4. veya 5. ayıda bölünme sona erer. Fetusta oogoniumların tümü, DNA’larını kopyalayarak pubertede birinci mayoz bölünmeye başlayacak olan primer oositlere (primer spermatositlerin analogu) dönüşürler. Buna göre; doğumdaki tüm germ hücreleri  (primordiyal folliküllerdeki primer oositler) 46 kromozom içerir.
Doğumda dişinin overleri  primordiyal folliküller içinde 2-4 milyon kadar  olgunlaşmamış yumurta hücresi  içerir. Bunların yarısı atreziktir. Erkeklerin tersine mitoz fetal hayatta tamamlanmıştır ve doğum sonrasında kız bebekte artık yeni germ hücresi yapılamaz.  Bunlardan yaklaşık olarak sadece 400-500 adedi dominant follikül olarak ovulasyona girer. Diğerlerinin tamamı siklüsler esnasında dejenere olurlar.
Primordiyal folliküller oositleri besleyen granuloza hücreleri ile çevrilidir. Puberteye kadar primordiyal folliküllerin primer oositleri mayotik durgunluk evresindedirler girerler. Bu dönemde granuloza hücrelerinden “Mayoz Önleyici Faktör” salınmaktadır. Pubertede LH ve FSH sekresyonu başlayınca overler aktive olur ve folliküller büyümeye başlar. FSH ve LH overlerdeki etkilerini hedef hücrelerin membran reseptörlerine bağlanarak stimüle  ederler. cAMP sistemi aktivasyonuyla over fonksiyonları aktive olur. Primordiyal folliküllerden bir kısmı büyümeye başlar. Bunların çapları büyür ve granüloza hücrelerinin sayıları artar. Bu folliküllere primer follikül denir. Bunlardan bir tanesi dominant follikül olacaktır.
Pubertede overlerin gonadotropinlerin etkisiyle aktive olmasıyla, birinci mayotik bölünme olur. Bunlara sekonder oosit adı verilir. Her bir kardeş hücre 23 kromozomludur, bunlardan biri fonksiyonsuzdur (1.polar cisim). Bu hücreler erkekteki sekonder spermatositin analoglarıdırlar.
Ovulasyondan sonra eğer sekonder oosit sperm ile döllendiyse ikinci mayoz bölünme tuba uterinada olur. Bu durumda kardeş hücrelerden birisi besinden zengin büyük sitoplâzmalı olurken diğeri (2. polar cisim) küçük ve fonksiyonsuz kalır. Dolayısıyla oogenezin net sonucu olarak; bir primer oositten sadece bir adet sekonder oosit gelişmiş olur (oysa her bir primer spermatositten dört adet canlı spermatozoa oluşur).
Menopoza yakın dönemlerdeki yumurta hücrelerinin yaşı puberteden itibaren 35-40 yaş civarındadır. İleri yaşlardaki hamileliklerde, yaşlı yumurta hücrelerinin döllenmesiyle doğacak bebeklerde bazı hastalıkların sık olarak ortaya çıkması buna bağlanmaktadır.
 
Ovulasyonun Kontrolü
Hipofizer gonadotropinler her bir siklüste sadece bir kez ovulasyonun gelişmesine neden olur. Bu ovulasyon ile kadın vücudu konsepsiyona ve gebeliğe hazır hale gelir. Gebelik olmaz ise ovum dejenere olur. Eğer konsepsiyon olur ise siklüsler duraklama gösterir. Dişide genital fonksiyonlar ve ovulasyon erkekte olduğu gibi üç ayrı endokrin yapının kontrolündedir. Bu yapıların oluşturduğu sisteme hipotalamo–hipofizer–ovaryal aks denir. Bu yapılardan salınan hormonlar şunlardır:
  • LHRH (=GnRH,): Hipotalamustan kaynaklanır,
  • FSH- LH : Adeno hipofizden kaynaklanır,
  • Östrojen ve progesteron : Overlerden kaynaklanır.
Bu kontrol ile dişide birbiriyle paralellik gösteren iki siklüs ortaya çıkar: 1) Ovaryal siklüs  2) Endometriyal siklüs
Ovaryal Siklüs
28 günlük siklüste overlerdeki değişiklikleri kapsar, eşit süreli iki evresi vardır bunlar:
1) Folliküler evre 2) Luteal evre.
  • Folliküler evre:
Siklüsteki değişiklikler gonadotropinlerin kontrolündedir. Siklüsün başlagıcında önce FSH sonra LH salgısı giderek artmaya başlar ve öncelikle FSH etkisiyle 6-12 adet primordiyal follikül primer folliküle dönüşür. Gonadotropinlerin etkisiyle dominant ovum genişler ve ovumun çapı büyümeye başlar. Bunu takiben granüloza hücrelerinde proliferasyon olur.
Granüloza hücrelerinde proliferasyon olurken, aynı zamanda  over interstisiyumundan kaynaklanan iğ şeklinde hücreler granüloza hücreleri etrafında tabakalar oluşturarak toplanırlar. Bu hücrelere teka hücreleri denir. Teka hücreleri iki kısımdan oluşur; t.interna ve t.eksterna.
  1. İnternada steroid hormon üretimi söz konusudur. Özellikle androjenleri üretirler. Androjenler ovaryal östrojenlerin temel kaynağıdır ve granüloza hücrelerinde daha sonra östrojenlere çevrilir. T.eksterna damardan zengin bir bağ dokusu şeklinde follikülün kapsülünü oluşturur. Adrenal kortekste sentezlenen androjenler de, teka hücrelerinde sentezlenen androjenler gibi aromataz enzimi ile granuloza hücrelerinde östrojenlere (b-östradiole, östrona) çevrilirler.
Granüloza hücreleri erkekteki sertoli hücrelerine benzer; çünkü:
  • Germ hücresinin geliştiği ve olgunlaştığı mikroortamı kontrol etmekte ve özellikle FSH tarafından uyarılmaktadır,
 
  • Sertoli hücreleri gibi inhibin salgılayarak FSH salınımını azaltırlar.
 
Teka hücreleri ise erkekteki leydig hücrelerine benzer; çünkü başlıca androjenleri oluşturur ve bunu yapmak için LH tarafından uyarılırlar.
LH  artışı FSH’nun granüloza ve teka hücreleri üzerine stimüle edici etkisini arttırır. Sinerjik bir etki sağlar. Follikül giderek antral ve veziküler follikül haline gelmeye başlar. Ovum (primer oosit) follikülün bir kutbunda lokalize olur. Primer oositin etrafındaki hücrelerle beraber oluşan bu yapıya kümulus ooforus denir. Oositin etrafını çevreleyen sert tabakaya  zona pellusida denir.
Büyümenin erken proliferatif fazında vezikül halindeki follikülde granüloza hücreleri tarafından (androjenden çevrilen) östrojenden zengin bir sıvı salınır. Granüloza hücrelerinden ovulasyondan hemen önce de progesteron ve inhibin salınımı başlar. Artan östrojenler dominant follikülde FSH ile LH reseptörlerinin artmasına neden olur, böylece dominant follikül daha da büyürken diğer folliküllerde büyüme sona erer. Dominant  follikülden salgılanan östrojenin (+) feed–back etkisiyle granuloza ve teka hücrelerinin proliferasyonu artar. Bu hücrelerden östrojen salınımı daha da artar.
Folliküllerden birinin daha fazla büyümesi ve dominant hale gelmesi diğerlerinin büyümesini yavaşlatır ve diğerleri  atrezik hale gelir. Gelişen follikül önce 1,5 cm. çapa ulaşır. Daha sonra giderek büyüyen  ve en matür olan bu folliküle folliküle (preovulatuar follikül) “Graff Follikülü” denir. Çapı yaklaşık 2.5 cm kadardır. Bu özellkten dolayı ovulasyondan önceki (14. güne kadar olan süre) bu döneme folliküler evre denir.
  • Luteal evre:
Ovulasyondan yaklaşık 16-18 saat önce aniden artan östrojenin (+) feed-back etkisiyle LH salınımı aniden pik yapar. Bu (+) feed-back etkinin sebebi tam olarak bilinmemektedir. Ancak, bu durum doza ve zamana bağımlı bir fizyolojik olaydır. Östrojenin hipofizde GnRH reseptörlerinde artışa neden olduğu, böylece GnRH’un gonadotropinlerin salınımını artırıcı etkisi belirgin hale gelir.
Ovulasyonda LH piki en önemli rolü üstlenir. Dolayısıyla; ovulasyonun en önemli sebebi  LH’ın aniden 8-10 kat artarak pik yapmasıdır. FSH salınımı da 2 kat artmıştır, sinerjik bir etki ile follikülün şişmesi artar. LH’ nin etkisiyle artan FSH aktivitesine bağlı olarak granüloza hücreleri giderek artan bir şekilde progesteron salgılamaya başlar. Östrojen sekresyonu biraz azalır. Teka eksterna lizozomlarından proteolitik enzimlerin salınımıyla teka hücreleri (kapsül) çözünür ve yumurta hücresi graff follikülünden ayrılarak ovulasyon gerçekleşir.
Yumurta hücresinin ayrılmasıyla geride kalan granüloza hücreleri yağlı bir cisme dönüşür. Buna corpus luteum denir. C. Luteum oldukça sekretuar bir yapıdır. Büyük miktarlarda östrojen ve progesteron salgılar. LH Corpus luteumun büyümesini ve devamlılığını sağlar (Gebelikte aynı etki hCG tarafından sağlanır. Böylece gebelikte 3–4 ay C. Luteum görevini sürdürür). Teka interna hücreleri daha çok androjen sentezler. Androjen granuloza hücrelerinde sürekli östrojenlere dönüştürülür.
Bu bu özellklerden dolayı bu döneme ovaryal siklüsün luteal fazı denir. Daha sonra C. Luteumdan salınan östrojen ile büyük miktarda salınan progesteronun (-) feed–back etkileri ile FSH ve LH salınımını giderek azalır. Ayrıca granüloza hücreleri ve luteal hücrelerden az miktarlarda salınan inhibin de aynı etki ile gonadotropinlerin (özellikle FSH) salınımını inhibe eder.
Bu inhibisyon ile corpus luteumun involüsyonu  başlar. C.luteum dejenere olur ve cinsel siklusun yaklaşık 26. gününde etkisini tamamen kaybeder. Bu esnada seks hormonlarının aniden çekilmesiyle 2 gün içinde endometriyum dökülmeye başlar ve menstrüel kanama meydana gelir. Artık östrojen ve progesteron azaldığından feed-back kontrol ortadan kalkar ve yeni bir siklüsün başlaması için tekrar FSH ve LH salınımı artış göstermeye başlar.
Endometriyal  (Menstrüel)  siklüs
Endometriyum ovaryal değişikliklere paralel olarak, 28 günlük periyot içerisinde dişi cinsiyet hormonlarının etkisiyle önce prolifere olmuş, sekretuar bir karakter kazanmıştır. Daha sonra bu hormonların çekilmesine bağlı olarak endometriyumun beslenmesi bozulur ve endometriyum dökülür buna menstrüasyon adı verilir. Siklüste meydana gelen değişiklikler üç aşamada değerlendirilir;
  1. Proliferasyon fazı,
  2. Sekresyon fazı
  3. Menstrüasyon fazı
  4. Proliferasyon fazı
 
Menstrüel kanamadan itibaren yaklaşık ilk 10-11 günlük sürede, yani siklüsün ilk döneminde giderek artan östrojenin etkisiyle endometriyum yüzeyinde, stromada ve epitel dokuda proliferasyon meydana gelir. Bu sırada, endometriyumun bez yapıları da büyümeye başlar. Bu dönem preovulatuar dönemi kapsar (ovaryal siklüsün folliküler evresine karşılık gelir).
Ovulasyon sırasında endometriyum yaklaşık 3–4 mm. kalınlığına ulaşır (grafikte görüldüğü gibi, 4. gün ile 14. gün arasındaki periyot). Bezlerden salınan mükus östrojen etkisiyle ipliksi ve non-visköz bir bir tarzdadır. Bu iplikçikler spermin uterusa doğru hareketini kolaylaştırır. Servikal smear ile kalınlaşan akışkan mukus tabakası ve uzayan iplikçikler görülür (spinnbarkeit testi=servikal mükus incelemesi ile 10-14 kat kalınlaşmış ve uzamış mukus tabakası görülür, bu östrojen etkisinin olduğunu gösterir, bu test klinikte siklüsün dönemini ve hormonal durumu değerlendirmede önemlidir). Yeterli bir mukus kalınlaşmasının olmayışı östrojenin yetersiz olduğunu gösterebilir. Kısırlık araştırmalarında bu test önemlidir.
  1. Sekresyon fazı
 
Ovulasyon sonrasında, siklüsün ikinci yarısında corpus luteum oluşumu ile birden artan progesteronun etkisiyle endometriyumun bez hücrelerinde şişme ve sekretuar bir gelişim olur. Servikste koyu ve yapışkan, daha visköz bir mükus göze çarpar. Endometriyumda lipid ve glikojen birikir,  kan akımı artar. Böylece endometriyum implantasyona hazır hale gelir. Bu safhada endometriyumun kalınlığı 5–6 mm. olur. Bu döneme progestasyonel safha da denir (14. gün ile 26. gün arası dönemdir ve ovaryal siklüsün luteal evresine karşılık gelir).
  1. Menstrüasyon fazı
 
Siklüsün ikinci yarısında artık östrojen ve progesteronun (-) feed back etkisiyle LH ve FSH azalmaya başlamıştır. 26. günde C. Luteumun tamamen dejenere olmasıyla fgraff follikülünden salınımı azalan östrojen ve progesteronun plazma düzeyleri aniden minumum olur, endometriyumun büyümesi sona ermiştir ve gerileme başlar. Buna endometriyum involüsyonu denir.
İnvolüsyon sırasında desquamasyona uğrayan endometriyal dokudan salınan prostaglandinler damarlarda vazokonstrüksiyona neden olur. Böylece endometriyumda beslenme daha da bozulur ve nekroz
gelişir. Ölü dokuların atılması artar. 28. güne tekabül eden bu periyoda menstrüasyon fazı denir.
Kanamanın başladığı gün menstrüel siklüsün 1. günü olarak kabul edilir. Kan ve ölü doku uterusun kontraksiyonuna neden olur. Mens kanı içinde doku kaynaklı fibrinolizinden dolayı pıhtılaşmaz (pıhtı varsa patolojik bir durum sözkonusudur). Menstrüasyon  3–7 gün sürer. Bu süre içinde artık dökülmeyi takiben endometriyum yeni bir siklüs için tekrar epitelle döşenmeye başlamaktadır. Kaybedilen kan miktarı 30-80 ml arasında değişir. Daha fazla kanama (menoraji) patolojik olabilir.
Menstrüasyon döneminde uterus endometriyumuna çok yüksek oranda lökosit göçü olur ve mens kanı ile bunlar da atılır, buna lökore denir. Bu durum enfeksiyonlar için önemli bir koruyucu faktördür.
 
ÖSTROJENLER
Östrojenler başlıca overlerden (follikülerden ve C. luteumdan), az miktarlarda adrenal korteksten (z. retikülaristen) ve gebelikte plesantadan salgılanan dişi cinsiyet hormonlarıdır. Üç  tipte östrojen vardır;
  • b-östradiyol (E2, erişkin dişide overlerden salınır)
  • östron (E1, overlerden salınır, az miktarlarda adrenal kortekten salınan androstenedionun periferal döşümü ile oluşur)
  • östriyol (E3, östradiyol ve östronun karaciğerde metabolize edilmesi ile oluşur). Fetusta gebeliğin primer östrojeni östrioldür. Fetal östriyol östrojen prekürsörü olan fetal adrenal androjenlerden oluşur.
b-östradiyol  en önemli östrojen tipidir. Östrondan 12, östriyoldan 80 kat güçlü östrojenik etkileri vardır. Östriyol aslında b-östradiyol ile östronun karaciğerde okside edilmiş metabolitidir. Karaciğer yetmezliklerinde bu  oksidasyon gerçekleşmez, vücutta östrojenlerin etkisi artar. Postmenopozal dönemde başlıca plazma östrojen tipi östrondur. Bu hormon adrenal korteks kaynaklı androjenlerin periferde aromataz ile dönüşümünden meydana gelir.
Östrojen sentezi ve yıkımı
Östrojenlerin sentezi için öncelikle androjen yapımı gerekmektedir. Adrenal kortekste ve teka hücrelerinde sentezlenen androjenler aromataz enzimi aktivitesi ile granuloza hücrelerinde östrojenlere (b-östradiyole, östrona) çevrildikten sonra plazmaya difüze olurlar. Östrojenler kanda yaklaşık olarak  %70 oranında seks streroidi bağlayan globulin (SSBG) ile taşınır, yaklaşık olarak %30 oranında ise albumine bağlanarak taşınır. Ancak %1 oranlarında serbest formda taşınır. Esasen biyoaktif olan serbest şeklidir. Bu form aralıklı olarak SSBG’den koparak etki göstermektedir.
Östrojenlerin yıkımı karaciğerde glukuronizasyon ile olur, inaktive form safra ile atılır. Daha sonra da enterohepatik siklüs ile kana geçerek idrarla atılırlar.
Östrojenin Fizyolojik Etkileri
Östrojenler dişi cinsiyette primer (genital yapı) ve sekonder seks karakterlerinin gelişmesinden sorumlu olan hormonlardır. Çocukluk döneminde östrojenler az miktarda salınır. Pubertede gonadotropinlerin salınımı artar ve buna paralel olarak östrojen salınımı artış gösterir. Bu dönemde kadın genital organları matürasyona uğrar ve erişkin hale gelir. Pubertede, endometriyumda östrojen etkisiyle siklutuar değişimler oluşur. Östrojen etkisiyle birçok primer ve sekonder seks karakterleri ortaya çıkar:
  • Üreme kanallarında düz kasların ve epiteliyal tabakaların proliferasyonunu ve vaskülarizasyonu artırır,
  • Serviks ve vajinada sperm hareketini ve yaşamasını kolaylaştıran bol ve alkali, akışkan, non-visköz, berrak bir mükus sekresyonunu uyarır,
  • Tuba uterina ve uterusta kontraktil protein sentezini arttırarak kontraksiyonu uyarır,
  • Miyometriyumda oksitosine duyarlılığı arttırır.
  • Vajinal epitelde kalınlaşmayı uyarır, kübik epiteli çok katlı yassı hale çevirir,
  • Memelerin gelişimini, süt vermeye uygun hale gelmesini sağlar. Gebelikte anne üreme organlarını geliştirir, prolaktin yapımını stimüle eder,
  • Östrojen over ve folliküllerin gelişimini uyarır,
  • Dış genitallerin gelişimini uyarır,
  • İskelet sisteminde osteoblastik aktiviteyi arttırırlar. Böylece osteoporozu önler.
  • Epifiz kıkırdaklarında östrojenin etkisi testosterondan hızlı ve güçlü olduğundan dişide boyca büyüme daha erken sona erer.
  • Östrojenin protein sentezi (anabolizan etki) üzerine etkisi vardır ancak testosterondan zayıftır. (Östrojenin anabolik etkisi sadece uterus, göğüsler, iskelet ve vücudun özel bölgelerinde yağlanma üzerinedir). Metabolizma hızını arttırıcı etkisi de testosterondan zayıftır.
  • Östrojen deri altı yağ doku miktarını daha fazla arttırır ve kadına özgün bir yağlanma oluşur.
  • Östrojenin vasküler etkileri vardır. Deride testosterona göre daha fazla damarlanmaya sebep olurlar. Deri sıcaklığı kadınlarda daha fazladır. (Menopozda östrojen eksikliğine bağlı olarak anjiogenez ve vasküler etkilerin azalmasıyla sıcak basması görülür)
  • Aterosklerozdan korur (HDL yapımını arttırırken LDL yapımını azaltarak),
  • Androjen etkisini azaltarak ergenlik sivilcelerinin (akne) gelişmesini önler,
  • Kadın tipi genital kıllanma ve gür saç gelişimini sağlar, (Pubertedeki pubik kıllanma daha çok adrenal androjenler etkisiyledir),
  • Kadın vücut yapısını (dar omuz, geniş kalça ve yağ dağılımı) geliştirir,
  • Sıvı ve tuz retansiyonunu uyarır,
  • Karaciğerde taşıyıcı proteinlerin ve anjiotensinojenin yapımını arttırır,
  • Östrojen progesteronun etkilerini arttırır,
  • Pıhtılaşma faktörlerinin II, VII ve IX başta olmak üzere sentezini artırır (östrjenli oral kontraseptifler hiperkoagulasyona sebep olarak emboli-tromboz riskini attırır),
  • Ovulasyon sonrasında düşük plazma konsantrasyonunda (yüksek progesteron varlığında) GnRH salınımı üzerine inhibitör iken,  ovulasyonun hemen öncesinde yüksek konsantrasyonda ve uyarıcıdır (+ feed-back etki). Bu etki siklüsün sadece 14. gününde bariz olarak göze çarpar. Diğer dönemlerdeki etkisi (-) feed-back etkidir.
Progesteron
Progestrinlerin en önemlisi olan progesteron ovaryal siklüsün ilk yarısında over folliküllerinde granüloza hücrelerinden, ovaryal siklüsün 2. yarısında C. luteumdan salgılanır. Gebelikte ise ilk trimestirdeki ana kaynak C.luteumdur, özellikle 4.aydan itibaren ise başlıca plesantadan yüksek miktarlarda progesteron salınımı olmaktadır. Böbrek üstü bezi korteksinden de  progesteron salınımı olur. FSH progesteron salınımını arttırır. Progesteron steroid hormon üretimi olan dokularda ara ürün olarak sürekli yapılır. Yapılan progesteron kanda transkortin ve albumine bağlı olarak taşınır. Progesteronun karaciğerdeki yıkımının en önemli ürünü pregnandiyoldur. Bu  ürün glukuronik asitle konjuge halde  idrarla atılır.
Progesteronun daha çok katabolik etkileri vardır. Progesteronun etkileri genellikle östrojene zıt olmaktadır : Östrojen reseptör sayılarını azaltır ve östradiyolün östrona dönüşümünde etkili olan 17 beta hidroksisteroid dehidrogenazı stimüle ederek yıkımını arttırır. Diğer önemli etkiler şunlardır:
  • Progesteron östrojen etkisiyle prolifere olan endometriyumu sekretuar yapı oluşturarak implantasyona hazırlar.
  • Progesteron meme bezlerinde de sekretuar değişiklikler oluşturur. Salgı yapıcı karakter kazanması için meme bezinde lobulo-alveoler büyümeyi sağlar. Gebelikte prolaktinin süt yaptırıcı etkilerini inhibe eder,
  • Tuba uterinalarda ve miyometriyumda oksitosine olan duyarlılığı azaltarak kontraksiyonu önler, böylece ovumun erken olarak atılmasını önler (spontan düşükleri önleyici bir etki) azaltır.
  • Vajinal kanal ve servikste koyu ve yapışkan, visköz bir mükus oluşumunu sağlar. Bu servikal mükus bir tıkaç oluşturarak bakteri girişini önler. Bu gebelikte koruyucu bir faktördür.
  • Vajinal epitel proliferasyonunu azaltır,
  • Yüksek konsantrasyonda ve östrojen varlığında GnRH üzerine inhibitör etkiler gösterir (negatif feed-back),
  • Progesteronun aldosteronu antogonize ederek böbreklerden Na ve su atımını arttırır.
  • Termojenik etkisi ile BMH’ını 0.5 derece yükseltir,
  • Zigotun impilatasyonu için T lenfositleri baskılar ve fetusu korumak için immün supresyon yapar,
  • Fetüsta kortikosteroidlerin (kortizol ve aldosteron) sentezi için gereken enzimlerin fonksiyonları yetersiz olduğundan progesterona ihtiyaç duyulur.
MENOPOZ
Doğumda bir dişide bulunan 2-4 milyon follikülün önemli kısmı atreziktirve prepubertal dönemde dejenere olmaktadır. Aktif üreme yaşamı başladığında kadın cinsel hayatı süresince kalan yaklaşık 400–500 primordiyal follikül veziküler folliküle dönüşür ve ovulasyona uğrar. Bu  esnada binlerce ovum dejenere oluur. 45-55 yaş civarında FSH ve LH ya cevap verebilecek çok az primordiyal follikül kalır. Bu durumda artık overlerde östrojen yapımı azalır. Artık ovulasyonlar gelişmez ve cinsel siklüsler duraklama gösterir. Siklüslerin kesilerek kadın cinsel hormonlarının ortadan kalktığı bu döneme menopoz
denir. Östrojenin azalmasıyla vücut fonksiyonlarında şu önemli değişiklikler meydana gelir;
  • Ateş basması (Vazomotor değişikliklere bağlı)
  • Çarpıntılar,
  • Baş dönmesi, bulantı ve kusma,
  • Psikolojik dispne duygusu, bunalım, endişe
  • Uyku bozuklukları
  • Osteoporoz, kemik kırılganlığında artma;
Tedavisinde en düşük etkili dişi hormonu olan östriol replasmanı (progesteronla beraber) ile semptomlar azaltılır. Gerekirse psikiyatrik tedavi , osteoporoz tedavisi uygulanır. Vücut buna zamanla adapte olur.

 

Bir Cevap Yazın