Erkek Üreme Fizyolojisi – Word

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.


GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir–Açılan sayfadan indirebilirsiniz–

Önizleme ;

 

ERKEK ÜREME SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ
GİRİŞ
Erkek üreme sistemi skrotum içerisinde yerleşmiş iki adet testis, buna bağlı bezler, kanallar ve penisten oluşur. Testisler erkek gametleri olan spermatozoaların teşekkülü, depolanması, salınımı ve testosteron üretiminden sorumludurlar.
Testis parankiması spermatogenezin meydana geldiği seminifer tubül halkalarından oluşur. Seminifer tubüllerin herbiri 30-70 cm uzunluğunda 150-250 μm çapında olup sayıları 1000’e yakındır. Bu yapıların duvarlarında spermatogonia adı verilen primitif germ hücreleri (germinal epitel) bulunur. Bu hücrelerden spermatogenez meydana gelir. Her seminifer tubül bir bazal membran ve peristaltik hareketten sorumlu düz kas hücre tabakasıyla çevrilidir. Tubüler duvarda gelişmekte olan primer germ hücreleri arasında iri sertoli hücreleri bulunur. Bunlar spermatogenezde oldukça önemli fonksiyonlardan sorumludurlar. Tubüller arasındaki interstisyumda da testosteron yapımından sorumlu olan Leydig hücreleri (interstisyel hücreler) bulunur.
Her bir seminifer tubul halkası epididim denilen 6 m boyunda oldukça kıvrımlı bir yapıya açılır. Epididim spermlerin depolandığı ve hareket yeteneğini kazandığı yerdir. Epididim Vas deferens ile bağlantılıdır. İki adet vas deferens mesane tabanının arkasında ilerleyerek ejekulatör kanal haline gelirler. Bu noktada iki adet seminal vezikül ejekulator kanallara açılır. Ejekulator kanallar daha sonra prostad bezi içine girerler ve burada mesaneden gelen üretra (prostatik üretra) ile birleşirler. Üretraya prostatdan çıkarken musin salgılayan iki adet bulboüretral bez direnajı olur. Daha sonra üretra (penil üretra) penis içinde devam ederek dışa açılır.
Spermatogenez
 
Seminifer tubulüslerin germinal epitelinde teşekkül eden, spermatogonia adı verilen 46 adet somatik kromozomlu farklılaşmamış primordial germ hücreleri, pubertede gonadotropinlerin salınımının artmasıyla ve artan testosteronun etkisiyle hızla mitotik olarak bölünmeye başlarlar. Böylece 46 kromozomlu kardeş iki hücre meydana gelir. Bu kardeş hücrelerin her biri  bölünür ve spesifik bir spermatogonia klonu teşekkül eder. Son mitotik bölünme sonrası oluşan hücrelere primer spermatosit denir. Bunlar spermatogenezin ilk mayotik bölünmesini geçirecek olan hücrelerdir. Birinci mayoz ile her bir primer spermatositten 23 kromozomlu
iki sekonder spermatosit meydana gelir. Bunlar da ikinci mayoza girerek dört adet spermatid meydana gelir. Bu spermatidler son evrede olgunlaşarak spermatozoalara (sperm hücresi) farklılaşırlar. Bu aşamadan sonra artık bölünme söz konusu değildir. Spermin başı genetik bilgiyi taşıyan DNA içeren nükleustan oluşur. Nükleusun tepesi spermin ovuma girişinde rol oynayan birçok enzimi taşıyan bir vezikül olan akrozom ile örtülür.
Spermin flagellumu 1-4 mm/dk hızında kamçı hareketi oluşturan kontraktil flamentler içerir. Kuyruğun ortasındaki mitokondriler hareket enerjisi sağlarlar. Primer spermatositten olgun sperme kadar, tüm işlem yaklaşık olarak 64 gün alır.
Normal erişkin erkekte günde yaklaşık olarak 100-200 milyon sperm yapılır. Seminifer tubulilerdeki iri sertoli hücreleri spermatogenezde önemli role sahiptirler. Bu hücreler birbirine sıkı bağlantılarla bağlanarak tubülün dış çevresinde sağlam bir halka oluştururlar. Primer spermatositler bu bağlantılardan geçerler. Sperm hücresi erkek genital kanalında 1 ay canlı kalabilir. Dişi genitallerinde ise ancak 24–48 saat kadar bir süre canlı kalabilir.
 
Sertoli hücrelerinin fonksiyonları
 
Sertoli hücreleri bazal laminaya oturan ve bölünmeyen oldukça büyük destek hücrelerdir. Spermatogenezde destekleyici, koruyucu ve besleyici özellikleri vardır. Görevleri:
  • Germinal hücrelerin bulunduğu ortama besinlerden zengin (özellikle fruktoz ve glikojen) içerikli bir sıvı salgılarlar. Germ hücreleri bu sıvıdan beslenirler ve hareket yetenekleri artar.
  • Sertoli hücreleri arasında tight-junction denilen oluşumlar hücrelerin sıkı bağlanmasını temin eder. Bu yapı bir bazal membran ile birlikte kan-testis bariyeri oluşturur. Bu engel germ hücreleri gelişirken oluşan bazı antjenik maddelerin kana geçmesini önler. Böylece otoantikorların da oluşması önlenir. Ayrıca kandaki toksik maddelerinde spermatogoniaya ulaşması da önlenmiş olur. Seminifer tubuli lümenindeki sıvı muhtevanın da plazmadan farklı kalması bu bariyer ile sağlanır (Lümen sıvısı protein, glikoz, androjen ve östrojenler, K+ inozitol, glutamik asit ve aspartik asit içerir).
  • Androjen bağlayan protein (ABP) salgılarlar, bu protein testosteronun taşınmasında rol oynar.
  • Hatalı üretilen sperm hücrelerini fagosite ederler,
  • Testiküler transferrin sentezi yaparlar. Testiküler transferrin serum transferrininden demir iyonlarını alarak gamet oluşumunda kullanılmasını sağlar.
Sertoli hücreleri spermatogenez için çok önemli bazı hormonları salgılarlar. Bunlar:
Östradiol: Feminizan bir hormon olsa da,  erkekte spermatogenezi sitümule eden bir faktördür.
MIF    : (Müllerian inhibing faktör) embriyogenezisde fallop tüplerinin, dişi genitallerin gelişimi önler.
İnhibin  :  (-) feed-back etkisi ile hipofizden aşırı FSH yapımını önler,  .
Spermatogenezi Uyaran Hormonlar ve Fonksiyonları
LH: Testiste interstisyel Leydig hücrelerinden testosteron salınımını uyarır.
FSH: Sertoli hücrelerini uyarır. Böylece spermatidlerden sperm oluşumu hızlanır.
Testosteron: Germinal hücrelerin bölünmeleri üzerine etki gösterir. Spermin gelişimi için gereklidir.
Östrojenler: Spermin olgunlaşmasında rol oynar.
GH: Testislerin metabolik fonksiyonu için gereklidir. Spermatogonianın bölünmesini hızlandırır. GH yokluğunda    (hipofizer cücelik) spermatogenez ortadan kalkabilir ve sterilite görülebilir.
 
Ereksiyon ve ejekulasyon:
 
Ereksiyon (penisin sertleşmesi) vasküler bir fenomendir. Penis uzunluğu boyunca üç adet silindirik vasküler kompartman (kavernöz yapı) vardır. Normalde bu kompartmanları besleyen küçük arterler daralmış durumdadır. Cinsel uyarılma ile (hem psişik hem de mekanik taktil uyaranlar) parasempatikler uyarılırken sempatikler inhibe olur (Bu vasküler yapılar vücutta sempatikler kadar parasempatik innervasyonu da olan istisnai damarlardandır).
  • Mekanik glans penisteki mekanoreseptörlerden başlar. Afferent lifler pudental sinirlerl
medulla spinalisin sakral (S2-4) segmentine gider. Burada parasempatik efferent çıkışı tetikleyen internöronlar ile snaps yaparlar. N. Erigentes ile taşınan efferent parasempatik impulslar kavernöz yapılara kan getiren küçük arterlerde lokal NO ve PGE1 salınımına bu da hücre içi Guanilat siklazı uyararak cGMP artışıyla vazodilatasyona neden olur. cGMP konsantrasyonu, sentezini sağlayan guanilat siklaz ve yıkımını sağlayan fosfodiesterazlar tarafından düzenlenir. Böylece küçük damarlar açılır ve üç kompartmana hızla kan dolarak ereksiyon meydana gelir. Vasküler kompartmanlar genişlerken venler pasif olarak sıkışır ve venöz akım duraklama gösterir. Bu durum kanlamaya katkıda bulunur. Bu olayın benzeri kadınlarda klittoriste de gerçekleşir.
Ereksiyon pisişik uyaranlar ile de başlatılabilir. Değişik emosyonel uyaranlar (görme, düşünme, koku vs.) arka hipotalamus (mamiller cisim) ve yüksek beyin merkezlerinde uyarıcı etkiler doğurur. Böylece otonom sinirlerle stimulator ve inhibitör etkiler doğabilir.
Ereksiyonun erkek cinsiyette oluşturulamaması ile karakterize olan hastalığa empotans denir. Bu hem organik (DM, sedatif ilaçlar kullanımı, alkol alımı, nörolojik ve vasküler bozukluklar) ve oldukça sık olarak da psikojenik faktörlere (depresyonlar vb.) bağlı olabilir.
Son yıllarda erektil disfonksiyonu olan hastalarda kullanılmaya başlanılan sildenafil (viagra), hücre içi cGMP yi yıkan fosfodiseteraz 5 enzimini inhibe ederek cGMP düzeyinin yüksek kalmasını sağlar, böylece vasküler gevşemeye katkıda bulunarak etkisini gösterir,
Semenin boşalmasına ejekulasyon denir. Bu da bir spinal reflekstir. Ancak ereksiyonun tersine parasempatiklerin inhibisyonu sonrası aktive olan sempatik sinirler aracılığı ile gerçekleşmektedir. Ejekulasyon ereksiyon sonrasında snaptik potansiyellerin sumasyonu ile oluşur. Sonuçta epididimis, vas deferens, ejekulator kanallar, prostad ve seminal veziküllerin düz kasları kontrakte olur. Buna iskiyokavernöz, bulbokavernöz ve üretral düz kontraksiyonları da iştirak edince ejekulasyon gerçekleşir.
Seminifer tubülde teşekkül eden spermatogonia bu yolları takiben vas deferense gelir. Vas deferens ejekulator kanallarla prostat bezi gövdesine girer. Prostat içerisinde seminal vezikülden gelen sıvı ile spermler karışır. Prostat sıvısı ve bulboüretral bez salgıları da bu karışıma girer ve bu karışım buradan ejekulatör kanalla üretraya boşalır. Bütün bu karışıma ejekulat (semen) adı verilir.  Ejekülasyon sonrası oluşan latend dönem dakikalar veya saatler boyu sürebilir.
Orgazm
Ejekulasyon sırasında ortaya çıkan sistemik fizyolojik değişmeler ile birlikte giden aşırı memnuniyet halidir, bu esnada:
  • Tüm vücutta belirgin iskelet kası kasılmaları,
  • Kalp hızı ve basıncında artış,
  • Sonra da musküler ve psikolojik gevşeme olur.
ERKEKTE FERTİLİTE
 
Erkekte fertilitenin normal olması erkek genital organlarının normal fizyolojik özelliklere sahip olmasına bağlıdır. Öncelikle normal testis fonksiyonları ve testislerin hipotalamo-hipofizer yolla hormonal kontrolünün normal olması gerekir. Bu normal fonksiyonlar ancak hipotalamo–hipofizer–testiküler aksın fonksiyonlarının sağlıklı olmasıyla mümkündür. Hormonal denge testislerin normal bir spermatogenez gerçekleştirmesini sağlar. Fertilite de en önemli faktör normal bir spermatogenezin gerçekleşmesidir. Normal semen yaklaşık 3-5 ml’dir, 1 ml’sinde ortalama 50–100 milyon sperm bulunur. Bu durumda ejekulasyon sonrasında ortalama 300–400 milyon spermin atılması beklenir.
 
Semenin içeriği
 
Ejekulasyonla atılan semen sperm haricinde erkek genital kanalına ait sekresyonları içerir. Bunlar sırasıyla;
  • Seminifer tubulüsten den kaynaklanan spermler,
  • Vas deferens sekresyonu , (%9)
  • Seminal vezikül sıvısı (%60), şunları içerir:
  • Fruktoz
  • Askorbik asit
  • Prostaglandinler
  • Fibrinojen
Seminal vazikül sıvısındaki fruktoz ve diğer besin maddeleri spermin ovumu döllenmesine kadar geçen süre içerisinde spermin beslenmesini sağlar. Seminal veziküldeki fibrinojen semenin ejekulasyondan sonraki ilk dakikalarda mukoid bir kıvamda olmasına neden olur. PG’ler ise seviksteki musin ile reaksiyona girerek spermin hareketini kolaylaştırıcı bir ortam oluşturur. Ayrıca uterus ve tuba uterinalarda ters peristaltizm oluşturarak spermin overlere ilerlemesini hızlandırırlar.
  • Prostat sıvısı (%30): Alkali yapıdadır. Bu özelliği ile vaginal asidik salgıların nötralize eder (vaginal pH @ 3,5–4, prostatik sıvı pH @ 7,5–8 ), böylece vaginal ortalamda pH = 6–6,5 civarında olur. Bu spermin en etkili olduğu pH değeridir. Bu etki spermin yaşamasını sağlar. Prostat sıvısının içeriği :
    • Sitrik asit
    • Pıhtılaşma enzimi
    • Fibrinolizin
    • Ca, PO4, Zn
  • Plazma kaynaklı epididimden geçen bazı maddeler:
  • LH, FSH, PRL, testosteron, inhibin, oksitosin, PAF, kallikrein, relaksin, kalsitonin, Anjiotensin.
  • Proteazlar, endorfinler,
  • Spermi kaplayan proteinler
 
  • Bulboüretral bezler: Mukus salgılarlar (%1), yapısındaki müsin kayganlaşmayı sağlar
 
Ejekulasyondan yaklaşık 20 dakika sonra prostattaki fibrinolizinin etkisi ile pıhtı halindeki semen erir. Böylece spermiyumlar hareketli hale gelir.
 
Fertiliteyi Etkileyen Faktörler:
 
  1. Temperatür:
Spermler erkek genital organında haftalarca canlı kalabilir. Skrotum ısısı yaklaşık 32-34 derecedir. Testislerin vücut dışında olması ve skrotumun ter bezlerinden zengin olması testislerin vücut temperatüründen daha düşük ısıda olmasını sağlar. Ejekulasyon sonrasında vajinal ısıda ancak 24-48 saat canlı kalabilir. Vaginal ortamın yüksek ısısı ve diğer faktörler bu sürenin kısalmasında etkili olabilir. Spermler -100 derecede dondurularak yıllarca saklanabilmektedir.
Normal vücut ısısında testis dokusu dejenerasyona uğrar. Kriptorşidizm denilen testislerin doğuştan skrotuma inmeyip karın boşluğunda kaldığı bir durumda testisler bir kaç yıl içinde dejenere olurlar ve infertilite gelişir. Ergenlik öncesi inmemiş testisler cerrahi müdahale ile indirilmelidir. Normal olarak, fötal hayatta testislerin abdominal boşluktan skrotuma inmesi hCG ile aktive olan testislerden salgılanan testosteron ile sağlanır.
 
  1. Sperm Sayısı
Ejekulatta 20 milyon/ml altındaki sperm miktarı (oligospermi) normal döllenme için yeterli olmamaktadır. Spermin 5 milyon/ml altında olmasına azospermi denir. Bu hastalara steril veya infertil denir. Bu iki durumda da infertilite ihtimali yüksektir: Sperm azlığına bağlı infertilitenin sebepleri tam olarak bilinmemektedir; ancak muhtemelen yumurta hücresinde ovumun granuloza hücrelerini eriterek döllenmesi için spermin akrozomundaki proteolitik enzimler ve hyaluronidaz enziminin kantitatif olarak yeterli olmayışı etkili olabilir.
Kapasitasyon
Sperm akrozomunda güçlü proteolitik enzimler vardır. Bunlar erkek genital kanalında spermleri saran kolesterol dolu veziküller sayesinde paketlenmiş halde olduklarından zarar veremezler. Ejekulasyon sonrası seminal ve dişi genital salgıların etkisiyle bu paketler erir, böylece sperm veziküllerden uzaklaşınca sperm aktivitesi artar. Buna  kapasitasyon denir. Daha sonra akrozom enzimleri serbestleşebilir ve sperm ovuma girer. Bunda artan Ca++ geçirgenliğine bağlı olarak spermin flagellumunun aktive olması da eklenir ve fertilitenin optimal olması sağlanır. Zona pellucida kolayca delinebilir hale gelir.
Sperm sayısı az olunca akrozomal total enzim miktarı servikal müköz tıkacın delinmesi için muhtemelen yeterli olmaz. Böylece sperm ile ovumun karşılaşması zorlaşır. Bu mümkün olsa bile oosite ulaşabilen sperm sayısı azalacaktır. Ovumun etrafındaki kalın örtünün delinmesi (zona pellucida) mümkün olamayabilir.
  1. Sperm morfolojisi ve hareket yeteneği:
 
Spermin miktarı normal olsa bile morfolojik anomaliler var ise (baş–kuyruk anomalileri vb.) şahıs infertil olabilir. Çünkü bu spermlerin yumurta hücresine ulaşması ve etkili olması çok zordur.
  1. Testislerde dejenerasyon yapan hastalıklar:
Orşit (kabakulak veya bakteriyel enfeksiyonlar) epitel dejenerasyonuna neden olarak infertiliteye neden olabilir.
  1. Sperm kanallarındaki tıkanıklık:
Doğuştan veya sonra ortaya çıkabilir. Bu durumda cerrahi yolla düzeltilmelidir.
 
 
Puberte
Erkek ve kızlarda sekonder seks karakterlerinin geliştiği döneme puberte (Buluğ çağı) denir. Pubertenin başlangıç yaşı, kızlarda 10-14, erkeklerde 12-15’dir. GnRH çocukluk döneminde salgılanmaz. Bu salınım azlığına melatonin, endorfinler ve nöropeptid Y (NPY) salınımının inhibitör etkisi vardır. Şişman bireylerde zayıflara oranla puberte biraz erken başlar. Bunda yağ dokudan salınan leptin hormonunun GnRH salan nöronları doğrudan uyarması ve NPY yapımının ve salınımını azaltmasının etkisi vardır.
Pubertede somatik, cinsel ve psikojen maturasyonları müteakiben hipotalamo-hipofizer-gonadal aks olgunlaşarak daha fal hale gelmektedir. GnRH salınımı ve buna bağlı hipofizer gonadotropinlerin (FSH-LH) salınımları giderek artar. Dolayısıyla erkekte testosteron dişide östradiol düzeyleri belirgin bir şekilde yükselir.
Erkekte leydig hücreleri yeni doğan döneminde görülürken çocuklukta görülmez ve bu dönemde testosteron salınmaz. Puberte ve sonrasında hücreler artış gösterir ve testosteron yapımı artar. Fötal gelişme dönemi ve doğum sonrası ilk haftada leydig hücrelerinin bulunması ve testosteron salgılanması plesenta kaynaklı “Human Corionic Gonadotropin (HCG)’ den kaynaklanır. HCG testislerin skrotuma inmesini sağlar ve onları stimüle eder böylece fötal hayatta genel erkek karakteristikleri oluşur. Doğumda testisler bir miktar büyüktür, daha sonra küçülür. Doğum sonrası HCG çekilir ve artık puberte başlangıcı olan 12-13 yaşına kadar testosteron salgılanmaz.
Puberteden itibaren erkekte günlük 4–9 mg kadar testosteron salınmaya başlar. Spermatogenez erkekte ölünceye kadar devam eder. Ancak; 50 yaşına kadar süren bu normal salınım daha sonra giderek azalmaya başlar. Bu devamlılık giderek azalmayla beraberdir. 50 yaş üzerinde testosteron yapımı giderek azalır. 80 yaşlarında %50 azalma sözkonusudur. Erkekte cinsel fonksiyonların azalmasına “Andropoz” (erkek klimakteryumu) denir. Bu tablo kadınlarda daha erken yaşlarda görülen menopoza benzerlik gösterir (sıcak basması, bunalım, psişik bozukluklar vs.).
Testosteron
 
Testosteron testiste interstisyel Leydig hücrelerinden salgılanan en önemli androjendir (diğerleri androstenedion ve dihidrotestosteron). Testosteronun çoğu hedef dokuda daha etkili olan dihidrotestosterona çevrilir. Androjenler yağ doku, meme, karaciğer ve beyinde aromataz enzimi ile östrojenlere dönüşür. Testosterondan östriol, androstenediondan östron sentezlenir. Dihidrotestosterondan östrojen dönüşümü olmaz. Erkekte östrojenin en büyük kaynağı bu dönüşümdür. Plazmadaki androjenlerin %85’i testislerden diğer kısmı ise adrenal korteksten kaynaklanmaktadır.
 
Testosteron Salınımının KontrolÜ
Hipotalamus gonadotropinlerin hipofizden salınımını kontrol eder. Hem FSH, hem LH, GnRH (=LHRH) denilen bir serbestletici hormonun etkisiyle salgılanırlar. GnRH hipotalamustaki nöroendokrin hücrelerden 90 dk.’da bir pulsatil olarak salınır. GnRH özellikle LH salınımını uyarır. LH etkisiyle interstisyel leydig hücrelerinden testosteron salınımı uyarılır. Testosteron (-) feed-back etki ile gonadotropinlerin (özellikle LH üzerine inhibitör) salınımına etki eder. Testosteron üretiminde FSH da etkilidir.
 
LH (Luteinizan hormon)
Leydig hücrelerinin hem sayısının artmasına, hem de testosteron salgılamalarına sebep olur. Gebelikte plesantadan salınan hCG, aynı LH özellikleri taşır ve fötal dönemde erkek çocuk için salınımı çok önemli olan ve erkek cinsel organlarının gelişimini sağlayan testosteronun leydig hücrelerinden salınımını uyarır.
FSH (Follükül stimülan hormon)
Dişide follüküllerin olgunlaşmasında rol oynar, erkeklerde ise sertoli hücrelerini uyarır ve böylece spermatogenezin devamlılığını sağlar. FSH’nın salınımı sertoli hücrelerinden salınan inhibinin (-)  feed back etkisyle azalır. Testislerde spermatogenez artınca FSH salınımı inhibe olur. Spermatogenezin yetersizliğinde ise FSH salınımında artış olur.
 
Testosteronun Fonksiyonları
Testosteron fötal dönemde HCG etkisiyle salınır. Böylece primer erkek seksüel karakteristiklerin oluşumunu sağlar, bu sekresyon aynı zamanda erkek fetusta dişi genital organlarının gelişmesini bastırıcı etki de doğurur. Fetusta deneysel olarak testisler çıkarılırsa, erkek çocukta dişi seksüel organlar gelişir (penis ve skrotum yerine klitoris ve vagina gelişir). Dişi fetusa eksojen testosteron verilirse erkek seksüel organları gelişir.
Testosteron etkisini hedef hücre stoplazmalarındaki reseptörleri ile gösterir. Hedef hücrede genlerin kodladığı proteinlerin sentezini artırır. Örneğin hedef hücre prostad bezi ise; burada bezin sekresyonlarının yapımını katalizleyen enzimlerin sentezinin artışı testosteron ile sağlanır.
Erkek çocukta gebeliğin son iki ayına kadar testisler abdominal bölgededir. Son iki ayda testosteron artışı sonucu testisler skrotuma inerler. Kriptorşidizmde gonatropinlerle veya testosteronla testisler indirilebilir.
Doğum sonrası azalan testosteronun puberteden sonra salınımı artar. Testosteron cinsel güdüleri ve agresif davranışları uyaran bir hormondur. Testosteronun etkisiyle spermatogenez devam eder, ayrıca testosteron etkisiyle erkek sekonder seks karakteri gelişir.
Sekonder seks karakterleri:
  • Sakal çıkması, frontalden saçların dökülmesi, tepede kıl gelişiminin yavaşlaması (kellik), (kısır ünikodlerde saç gürdür), aksiller ve pubik kıllanmalar,
  • Sesin kalınlaşması, larinks mukozasında hipertrofiye bağlıdır.
  • Doku büyümesini ve maturasyonunu arttırıcı etkisi vardır, androjenler güçlü anabolizan hormonlardır. Pubertede hem kaslarda hem de iskelet sisteminde büyümeyi arttırırlar. Kemiklerde yüksek testosteron epifizlerin erken kapanmasına sebep olur, boy kısa kalabilir. Kastre edilen erkeklerde boy biraz uzun olur. Testosteron yaşlılıkta görülen osteoporozun tedavisinde kullanılır.
  • Testosteron deri ve deri altı dokuyu kalınlaştırır, cilt altı yağ bezlerinin sekresyonunu arttırır. Bu yüzden ergenlik sivilceleri oluşabilir (akne). Deri testosteronun bu etkisine zamanla adapte olur.
  • Testosteron bazal metabolizmayı arttırıcı etkiye sahiptir. Eksojen olarak testosteron verildiğinde BMH’da %15 lere varan bir artış meydana gelir.
  • Testosteron prostad bezinin ve seminal vesiküllerin sekresyonlarını arttırıcı etki gösterir.
  • Eritropoezi ve trombosit agregasyonunu arttırır.
  • Androjenler libidodan sorumludurlar.
 
 

Bir Cevap Yazın