Kan Doku Histolojisi – Word

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.

GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir [açılan sayfada klavyeden ctrl+S yapmanız yeterli]

Önizleme ;

 

KAN DOKUSU
 
Kan dokusunun fonksiyonları;
  • Besin maddeleri ve oksijenin dokulara direk veya indirek olarak transportu,
  • Atık ürünlerin ve karbondioksitin hücrelerden uzaklaştırılması
  • Hormonların ve diğer düzenleyici maddelerin hücrelere ve dokulara ulaştırılması
  • Termoregülasyonun düzenlenmesi
Kan hücreleri üç grupta incelenir;
  1. Kırmızı kan hücreleri (eritrositler)
  2. Beyaz kan hücreleri (lökositler)
  3. Plateletler
Kanın sıvı ekstrasellüler materyali plazma olarak isimlendirilir.
PLAZMA
Plazmanın %90’ından fazlası sudur. Su dışında, proteinler, besin maddeleri, elektrolitler, düzenleyici maddeler ve atık ürünler içerirler. Plazmada bulunan proteinler primer olarak albumin, globulin ve fibrinojendir.
ERİTROSİTLER
Çekirdeksiz bikonkav disk şeklinde hücrelerdir. 7- 8 mikrometre çapındadırlar. Eozinle pembe renkte boyanırlar. Küçük kan damarlarından kendi üzerlerine kıvrılarak geçerler. Diğer hücreler gibi tipik organeller içermezler. Kan dolaşımında oksijeni bağlar ve dokulara iletirler. Ayrıca karbondioksiti de dokulardan alırlar. Hayat süresi yaklaşık 120 gündür. Bu süreden sonra, dalakta, kemik iliğinde ve karaciğerde bulunan makrofajlar tarafından fagosite edilir.
            Hücre membranları tipik lipit çift tabaka şeklindedir. İki grup protein içerirler.
  • İntegral membran proteinleri: Lipit çift tabakadaki proteinlerin çoğunu oluştururlar. Başlıca glikoforinler ve bant 3 proteinden oluşur.
  • Periferal membran proteinleri: Başlıca spektrin, aktin, band 4.1, adducin, band 4.9 ve tropomiyozinden oluşur.
Bu hücre iskeleti düzenlenmesi eritrositlerin şeklinin korunmasını sağlar ve elastik özellikler verir. Spektrin gen ekspresyonunda bir defekt herediter sferositoza yol açar. Band 4.1 ekspresyonunda bir defekt ise herediter eliptositoza yol açar. Her iki durumda da hücre yıkımı yani hemoliz meydana gelir.
            Eritrositlerin sitoplazması hemoglobinle doludur. Hemoglobin oksijen ve karbondioksitin transportu için özelleşmiş bir proteindir. Yüksek hemoglobin konsantrasyonundan dolayı eritrositler eozinofilik boyanır. Hemoglobin demir içeren hem grubuna bağlı 4 polipeptid zincir içerir. Polipeptid zincirlerine göre HbA, HbA2, HbF olarak sınıflandırılır. Yetişkinlerde %96 HbA, %3 HbA2, %1 HbF bulunur. Fetusta bulunan primer hemoglobin ise HbF’tir.
LÖKOSİTLER
Spesifik granül içeren lökositler ‘granülositler’ olarak isimlendirilir. Başlıcaları;
  • Nötrofiller
  • Eozinofiller
  • Bazofiller
Spesifik granül içermeyen lökositler ise ‘agranülositler’ olarak isimlendirilir. Başlıcaları;
  • Lenfositler
  • Monositler
Hem granülosit hem de agranülosit lökositler azurofilik granüller içerirler.
  1. NÖTROFİLLER:
Kanda en fazla bulunan beyaz kan hücresidir. Sitoplazmada küçük bir Golgi aparatusu gözlenir, diğer organeller nadirdir. Çok loblu çekirdek içerdikleri için polimorfonüklear nötrofiller veya polimorflar da denir. Matür nötrofiller iki veya dört loblu çekirdek içerirler. Çekirdek ince bir nüklear zarfla sınırlıdır. Çekirdek periferde heterokromatin, merkezi bölgelerde ökromatin içerir. Dişilerde çekirdekte davul tokmağına bir çıkıntı  şeklinde olan Barr cisimciği gözlenir.
 
Nötrofillerin granülleri:
  1. Spesifik granüller: En küçük granüllerdir.
  • Tip IV kollagenaz,
  • Fosfolipaz,
  • Kompleman aktivatörleri,
  • Bakterisidal ajanlar içerirler.

  1. Azorufilik granüller:
    Spesifik granüllerden daha büyüktürler ve daha az sayıdadırlar. Bütün granülositlerde ve agranülositlerde bulunurlar. Aslında bildiğimiz lizozomlardır.
  • Miyeloperoksidaz içerirler
  • Tipik hidrolazlar içerirler
  • Defensinler içerirler (antikorlara analog)
3.Üçüncül granüller: İki tiptir;
  • Fosfatazlar içerenler (fosfazom olarak da isimlendirilirler)
  • Metalloproteinazlar (jelatinaz ve kollagenaz gibi) içerenler ( Nötrofillerin migrasyonunu kolaylaştırırlar).
Nötrofillerin migrasyonu:
Nötrofillerin migrasyonu postkapiller venüllerden bağ dokusuna geçmeleridir.
  • Dolaşımdaki nötrofillerin yüzeyindeki selektin molekülleri endotelial hücrelerin yüzeyindeki selektin reseptörleri (gly CAM-1) ile etkileşime geçerler. Böylece nötrofil kısmen endotel hücresine tutunur ve endotel yüzeyinde yuvarlanmaya başlar.
  •  Endotelial hücrelerin kemokin sinyalleri ile nötrofillerin yüzeyindeki integrinler aktive olur. Bunlar diğer bir grup adezyon molekülleridir.
  • İntegrinler ve immünglobulin süperfamilyasına ait diğer adezyon molekülleri (ICAM, VCAM) aktive olur ve endotel hücresi yüzeyindeki spesifik reseptörlere bağlanırlar. Böylece nötrofiller endotel hücrelerine tutunurlar (adezyon).
  • Nötrofiller tutnmadan sonra endotel hücrelerinin hücrelerarası aralığına bir yalancı ayak yayar.
  • Perivasküler mast hücreleri tarafından salgılanan histamin ve heparin hücrelerarası aralığı genişletir, ve nötrofilin bağ dokusuna geçişine izin verir.
  • Nötrofil yalancı ayaklarında membranlı organel bulunmaz. Aktin filamentleri, mikrotubüller ve glikojen içerir.
  • Bir nötrofil bağ dokusuna girdikten sonra hasar alanına göçü kemotaksis olarak isimlendirilir. Kemoatraktant moleküllerin ve ekstrasellüler matriks proteinlerinin nötrofil yüzeyindeki spesifik reseptörlere bağlanmasıdır.
Nötrofiller inflamasyon alanında aktif fagositlerdir.
  • Doku hasarı bölgesinde nötrofil öncelikle yabancı maddeleri tanımalıdır. Nötrofiller yüzeylerinde modifikasyon olmayan bazı bakterileri ve yabancı maddeleri tanıyabilirler. Fakat diğerleri opsonize olmalıdır ( antikor ve/veya komplemanla kaplı olmalıdır. Antijene bağlı antikorun Fc bölgesi nötrofillerin Fc reseptörleri ile etkileşime girer. Antijen yalancı ayaklarla nötrofilin içine girer.)
  • Tanıma ve tutunmadan sonra antijen yalancı ayaklarla nötrofilin içine alınır ve bir fagozom oluşturulur. Fagozomdaki membranla sınırlı oksidazlar tarafından sindirim Spesifik ve azurofilik granüller daha sonra fagozom membranına birleşir. Azurofilik granüllerin lizozomal hidrolazları yabancı materyali sindirir.
  • Sindirimden sonra indirgenmiş materyal ekstrasellüler aralığa ekzositozla salınır veya nötrofil içinde ‘rezidual cisimler’olarak depolanır.
  • Pek çok nötrofil bu olayda ölür. Ölmüş bakteri ve ölmüş nötrofillerin birikimi ‘pus’ olarak isimlendirilen sarı renkli eksudayı oluşturur.
Nötrofiller aynı zamanda IL-1 sekrete ederler. IL-1 pirojen (ateş oluşturucu) bir maddedir. Prostoglandin sentezini indükler ve prostoglandinler de hipotalamusun termoregulatuar merkezini etkileyerek ateş oluşturur. Yani ateş akut inflamasyon sonucu oluşan yaygın nötrofilik yanıttır.
            İnflamasyon ve yara iyileşmesinde aynı zamanda monositler, lenfositler, eozinofiller, bazofiller ve fibroblastlar da fonksiyon görürler. Monositler göç ederek inflamasyon alanında makrofajlara dönüşürler. Nötrofiller gibi monositler de inflamasyon alanına kemotaksisle gelirler. Makrofajlar doku artıklarını, fibrin materyalini, kalmış bakterileri ve ölü nötrofilleri fagosite ederler. Normal yara iyileşmesi makrofajların inflamasyon alanına katılmasına bağlıdır. Makrofajlar inflamasyon alanında nötrofiller tüketildikten sonra majör hücre tipidir.
            Aynı zamanda alana yakın küçük damarların adventisyasındaki farklanmamış mezenşimal hücreler bölünerek fibroblastlara ve miyofibroblastlara dönüşürler. Bunlar yara iyileşmesi için lifler ve temel madde sekrete ederler. Lenfositler, eozinofiller ve bazofiller inflamasyon olayında immünolojik fonksiyonlar görürler. Eozinofil ve lenfositler genellikle kronik inflamasyon alanında bulunurlar.
EOZİNOFİLLER
Tipik olarak iki loblu çekirdek içerirler. Çekirdekte heterokromatin periferik yerleşimli, ökromatin merkezi yerleşimlidir.
Granülleri:
  1. Spesifik granüller: Merkezde kristaloid cisim ve çevresinde daha az elektron yoğun matriks içerirler. 4 majör protein içerirler;
  • Majör bazik protein: Arjininden zengindir. Granüle yoğun asidofilik görünüm verir.
  • Eozinofil katyonik protein
  • Eozinofil peroksidaz
  • Eozinofil kökenli nörotoksin
Majör bazik protein, kristaloid cisimde bulunur, diğerleri matrikste bulunur. Spesifik granüller ayrıca histaminaz, aril sulfataz ve katepsinler içerirler. Majör bazik protein, eozinofil kemotaktik protein ve eozinofil peroksidaz protozoon ve helmintik parazitler üzerinde güçlü sitotoksik etkiye sahiptir. Eozinofil kökenli nörotoksin parazitin sinir sisteminde fonksiyon kaybına yol açar.
            Azurofilik granüller, lizozomal asit hidrolazlar ve diğer hidrolitik enzimleri içerirler. Parazitlerin yıkımında rol oynarlar ve eozinofil içine alınan antijen-antikor komplekslerinin hidrolizine yol açarlar.
            Eozinofiller; alerjik reaksiyonlar, parazitik enfeksiyonlar ve kronik inflamasyonda görev yaparlar. Antijen-antikor komplekslerini fagosite ederler. Eozinofil sayısı alerjik ve paraziter enfeksiyonu olan kişilerde yüksektir. Ayrıca intestinal kanalın lamina propriyasında ve kronik inflamasyon alanlarında yüksektir.
BAZOFİLLER
Kanda en az sayıda bulunan lökosit grubudur. İçerdikleri çok sayıda büyük granüller bazofilik boyandığı için bu şekilde isimlendirilirler. Eozinofil ve nötrofillerde olduğu gibi çekirdekte heterokromatin periferik yerleşimli, ökromatin merkezi yerleşimlidir.
            Bazofil plazma membranında çok sayıda IgE için Fc reseptörleri bulunur. Ayrıca spesifik bir protein olan CD40L eksprese edilir. CD40L, B lenfositler üzerindeki CD40 ile etkileşime girer ve sonuçta IgE sentezinin artmasına yol açar.
            Bazofillerin spesifik granülleri nötrofillerin spesifik granüllerinden ve azurofilik granüllerden büyüktür. Spesifik granüller, heparan sulfat, histamin ve SRS-A içerirler. Sulfat miktarı granüllerin bazofilik boyanmasından sorumludur. Azurofilik granüller, lizozomal asit hidrolazlar içerirler.
            Fonksiyon olarak mast hücrelerine benzerler. Her ikisi de IgE bağlar. Aynı antijene tekrar maruz kalma durumunda bazofil ve mast hücre granüllerinden vazoaktif ajanlar salınır. Hipersensitivite ve anaflaksi oluşur. Bazofiller ve mast hücreleri aynı hematopoetik kök hücreden köken alırlar.
LENFOSİTLER
En çok bulunan agranülositlerdir. Sitoplazmada serbest ribozomlar ve az miktarda mitokondri bulunur.
T lenfositler: Yüzeylerinde CD2, CD3 ve CD7 eksprese ederler. Ayrıca CD4 ve CD8 eksprese ederler. CD4+ T lenfositler, MHC II moleküllerine bağlı antijenleri tanırlar. CD8+ T lenfositler, MHC I moleküllerine bağlı antijenleri tanırlar.
Sitotoksik CD8+ T lenfositler: Hücre aracılı immünitede primer etkin hücrelerdir. Virüsle enfekte veya neoplastik hücreleri TCR (T cell reseptör) aracılığı ile tanırlar. Sadece MHC I moleküllerine bağlı antijenleri tanırlar.
  • TCR, antijen-MHC I kompleksini bağladıktan sonra CD8+ T lenfositler, lenfokinler ve perforinleri sekrete ederler. Perforin, virüsle enfekte veya neoplastik hücrede iyon kanalları oluşturur.
  • Sitotoksik CD8+ T lenfositler allograft rejeksiyonunda ve tümör immünolojisinde önemli rol oynar.
Yardımcı CD4+ T lenfositler: Yabancı bir antijene immün yanıt oluşmasında önemlidirler. Makrofajlar gibi antijen sunan hücreler tarafından MHC II moleküllerine bağlı antijenler, yardımcı CD4+ T lenfositlere sunulurlar.
  • Aktive olan yardımcı CD4+ T lenfositler interlökinleri (özellikle IL-2) üretirler. IL-2, CD4+ T lenfositlerin proliferasyonunu ve diferansiasyonunu stimüle eder.
  • Yeni farklanmış hücreler lenfokinleri sentez ve sekrete ederler. Lenfokinler, B hücrelerin, T hücrelerin ve NK hücrelerin farklanması ve fonksiyonu üzerinde etki ederler. B hücreler plazma hücrelerine farklanarak antikorları sentezlerler.
Supresor ve/veya sitotoksik CD8+, CD45RA+ T lenfositler:
  • B hücreler tarafından antikor üretimini azaltır veya baskılarlar. Aynı zamanda T lenfositlerin hücresel immün yanıtı başlatmasını düzenlerler.
  • Eritroid hücre maturasyonunun düzenlenmesinde de fonksiyon görürler.
B lenfositler: Yüzeylerinde IgM ve IgD ve MHC II molekülleri eksprese ederler. Ayrıca CD9, CD19, CD20 ve CD24 eksprese ederler.
NK hücreler: Virüsle enfekte ve tümör hücrelerini öldürürler. B ve T hücrelerden büyük hücrelerdir. Çekirdekleri böbrek şekillidir. Büyük sitoplazmik granüllerinden dolayı ışık mikroskopta görülebilirler. Yüzeylerinde CD16, CD56 ve CD94 eksprese ederler. Yüzey molekülleri T lenfositlerin fonksiyonlarını artırır veya aracılık eder.
MONOSİTLER
En büyük lökosit hücreleridir. Mononüklear fagositer sistem üyesidirler. Bağ dokusuna geçerek makrofajlara dönüşürler.
  • Bağ doku makrofajları
  • Osteoklastlar
  • Alveolar makrofajlar
  • Perisinüzoidal makrofajlar (Kupffer hücreleri)
  • Lenf nodu, dalak, kemik iliği makrofajları gibi çeşitleri bulunur.
Çekirdekleri çentiklidir ve çentik bölgelerinde iyi gelişmiş Golgi aparatusu ve sentrioller bulunur. Az miktarda GER ve mitokondri içerirler. Azurofilik granüller içerirler.
PLATELETLER (TROMBOSİTLER)
Küçük membranla sınırlı, çekirdeksiz hücrelerdir. Megakaryositlerden gelişirler. Megakaryositlerin periferal bölgesinden bir miktar sitoplazma ayrılır ve damarkasyon membranları oluşur. Damarkasyon membranları plazma membranının invajinasyonlarından oluşur.
            Yapısal olarak 4 zonda incelenirler;
  1. Periferal zon: Kalın bir tabaka glikokaliksle kaplı hücre membranından oluşur. Glikokaliks glikoproteinler, glikozaminoglikanlar ve çeşitli koagulasyon faktörlerinden oluşur.
  2. Yapısal zon: Mikrotubüller, aktin filamentleri, miyozin ve aktin-bağlayıcı proteinler içerir.
  3. Organel zonu: Bu zon trombositlerin merkezini oluşturur. Mitokondri, peroksizomlar, glikojen partikülleri ve en azından 3 tip granül içerirler.
    • En çok bulunan granül α  granülleridir.
    • Esas olarak fibrinojen, koagulasyon faktörleri, plazminojen, platelet kökenli büyüme faktörü içerir.
    • Platelet agregasyonunda, kan koagulasyonunda, damar tamirinin başlangıç safhalarında önemli rol oynar.
    • Delta granülleri daha az sayıda ve daha küçüktür. ADP, ATP, seratonin ve histamin içerirler. Platelet adhezyonunu ve hasarlı damarın vazokonstrüksiyonunu sağlarlar.
    • Lambda granülleri lizozomlara benzerler. Hidrolitik enzimler sekrete ederler. Damar tamirinin ileri safhalarında pıhtı rezorpsiyonunda fonksiyon görürler.
  4. Membran zonu: İki tip membran kanalları içerirler.
  • Açık kanaliküler sistem: Platelet damarkasyon membranlarının gelişimsel kalıntılarıdır. Megakaryosit embranlarının bölünmesine iştirak etmeyen basit membranlardır. Plazma membranının sitoplazma içine invajinasyonlarıdır.
  • Yoğun tubuler sistem: İkinci tip membran kanalıdır. Dalgalı endoplazmik retikulumdan köken alan elektron-yoğun materyal içerir. Kalsiyum iyonları için depo alanıdır. Platelet yüzeyi ile bağlantı kurmazlar.
Açık ve kapalı membran sistemleri sıklıkla birleşerek kompleks oluştururlar. Bunlar trombosit içi kalsiyum düzenlenmesinde önemlidir.
            Plateletler pıhtı oluşumu ve hasarlı dokunun tamirinde önemlidir.
  • Bir kan damarı hasarlandığında plateletler burada kümelenir ve tutunurlar. Plateletlerin adhezyonu ‘primer hemostatik plak’ adı verilen pıhtı materyalini oluşturur.
  • Plateletlerin glikokaliksi fibrinojenin fibrine çevrilmesini sağlar. Aynı zamanda aktive plateletler  ve  granüllerini ortama salarlar. Bunlar koagulasyon faktörleri ve seratonin içerir. Seratonin damar duvarının büzülmesini sağlar. İlaveten doku faktörleri pıhtı oluşumuna yardımcı olurlar ve ‘sekonder hemostatik plak’ oluştururlar.
  • Belirgin bir pıhtı oluştuktan sonra plateletler yapısal zonda bulunan aktin ve miyozin etkisiyle pıhtının retraksiyonuna yol açarlar.
  • Daha sonra fibrinolitik bir enzim olan plazmin tarafından pıhtı lizise uğrar. Hidrolitik enzimler de bu prosese yardımcı olur.
  • Plazminojen konversiyonunun aktivatörü olan ‘doku plazminojen aktivatör’ esas olarak endotelial hücrelerden kökenlidir.
  • Platelet kökenli büyüme faktörü düz kas hücreleri ve fibroblastların bölünmesine yardımcı olarak doku tamirine yol açar.

Bir Cevap Yazın