Laktasyon Fizyolojisi

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.


GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir–Açılan sayfadan indirebilirsiniz–

Önizleme ;

 

Laktasyon fizyolojisi
Mammogenez
Östrojen meme kanallarının proliferasyonu, progesteron ise lobulo–alveoler sisteminin gelişiminden sorumludur. Bu iki hormon (özellikle progesteron) gebelikte laktasyonu inhibe ederler, ancak doğuma kadar dopaminin inhibitör etkisinden kurtularak, giderek artan bir prolaktin sekresyonu vardır. Doğumda maksimum olur. Ayrıca plasental hCS de laktojeniktir ve PRL ile sinerjik etkisi vardır. Mammogenezde diğer etkili hormonlar BH, insülin, IGF-1, troid hormonları ve glikokortikoidlerdir. Gebelik ve lohusalık döneminde memelerde 400 gr kadar ağırlık artışı olur. Kan akımı iki katına çıkmıştır.
Bebeğin ilk kez emmesi oksitosin salınımını arttırır. Oksitosin sütün fışkırma refleksini (ejeksiyon refleksi) doğurur. Anne ile bebek arasındaki psikolojik yaklaşım bile (bebeğin ağlaması, şefkat hissi vs.) süt yapımını uyarmaktadır. Emzirme sayesinde doğum yapan kadında oksitosin etkisiyle uterus kasılmalarıyla küçülür (involüsyon) ve kanamalardan korunur.
Kolostrum
Östrojen ve progesteronın prolaktin salınımı üzerine olan baskılayıcı etkisiyle doğuma kadar memelerden süt salgısı olmaz. Galaktopoez baskılanmıştır. Doğumdan itibaren östrojen ve progesteron aniden azalır. Emzirme etkisiyle hipotalamustan dopamin (PIF) salınımı azalır, böylece PRL’nin salınımı artar ve laktojenik etkisi güçlenir. Memelerden ilk hafta içerisinde kolosturum adı verilen bir süt (ilk süt) salgılanır. Kolostrum normal süte oranla yağsız, protein zengindir. Ancak yüksek miktarda sekretuar Ig A antikorları içerdiğinden birçok hastalığa karşı pasif immünizasyon sağlar. Sindirilmesinin çok kolay ve laksatif özellikte olması önemlidir.
İmmün sistemi ve sindirim sistemi tam olarak gelişmemiş olan bebeğe kolostrum muhakkak verilmelidir. Anne sütü alan çocuklarda ve ileri
yaşlarda enfeksiyöz, otoimmün, tümoral nitelikli birçok hastalıktan korunma oranı daha yüksektir.
Anne sütünün özellikleri-laktogenez
Laktasyon devam ettikçe süt miktarı giderek artar (2. Gündeki kolostrum 100-150 ml’dir) ve bebeğin büyümesiyle ve emme sıklığıyla doğru orantılı olarak günde 1-1,5 litre kadar süt üretimi meydana gelir. Emzirmemek refleksi köreltir.
Sütteki temel karbonhidrat tipi laktozdur. Yavaş ve kolay sindirildiği için kan şekerini düzenlemede idealdir. İçeriğindeki galaktoz beyin gelişimi için çok faydalıdır.
Anne sütünün içeriği bebeğin ihtiyaçlarına paralel olarak her hafta ve ay değişiklik gösterir. Sütte protein, karbonhidrat, yağ, vitaminler (K vitamini hariç), antikorlar, elektrolit ve mineraller (Na, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Zn, P) ve su bulunur. Süte her gün anneden 50 gr. yağ, 100 gr. laktoz, 2–3 gr Ca geçer. Emziren anneler günde 3000 Cal enerjiye ihtiyaç duyarlar; bu bakımdan iyi ve dikkatli beslenmelidirler.
Emzirilmeyip inek sütü alan bebeklerde çok yüksek protein içeriğinden dolayı alerjiler ve anemi sık olarak gözlenmektedir. Emziren anneler sigara içmemelidirler. AIDS virüsü ve alkol süte geçebilir.
Anne sütündeki Leptin ve Grelinin önemi
Anne sütünde Leptin ve Grelin isimli güncel hormonlar da bulunmuştur. Bunlar bebeğin gıda alımının ve vücut ağırlığının düzenlenmesi ile ilgilidirler. Leptin erişkinde başlıca adipoz dokudan salınan iştahı azaltan (anoreksijenik) bir hormondur, plasentadan da üretilir. Grelin erişkinde mideden salınır ve leptinin tersi etkilere sahiptir. Anne sütü alamayan ve dolayısıyla sürekli mama ile beslenen çocuklarda leptin eksikliğine bağlı olarak obezite gelişebilmektedir. 9-12 aya kadar anne sütü ile beslenmenin şişmanlık riski ile ters orantılı olduğu gösterilmiştir. Grelin ise mama ile beslenen çocuklarda daha yüksek serum düzeylerindedir. Bu hormonların enerji dengesinin regülâsyonun proğlanmasında önemli rollerinin olduğu düşünülmektedir.
Prolaktinoma
Gebelik olmaksızın bazen aşırı PRL salınımına bağlı süt salınımı olur. Buna galaktore denir. Hipotalamik lezyonlara bağlı  dopaminerjik nöron hasarında da görülebilir, dopaminin PRL üzerine inhibitör etkisinin kalkmasından kaynaklanır veya hipofizde fazla PRL üreten prolaktinoma  diğer bir sebep olabilir.
Laktasyon amenoresi
Emzirme süresince PRL salınımı yüksek olduğundan fizyolojik bir amenore (siklüs yokluğu) gelişir. Bunun nedeni, PRL etkisi ile GnRH ve gonadotropinlerin sekresyonunu azalmasıdır. LH ve FSH salınımı azalır. Emzirme sayısı ve sürekliliği ile PRL salınımı doğru orantılıdır. Emziren anne yıllarca süt verebilir. Emzirme yapılmıyorsa PRL miktarı 2-3 haftada normal kadınlardaki düzeylere iner, doğum sonrası 6.  haftadan sonra siklüsler genellikle tekrar başlar.
Emziren kadınlarda 25–30 hafta fizyolojik bir amenore olabilir (%5–10 hamilelik riski var). Mensler başlayınca çoğunlukla 5–6 ay kadar anovulatuar siklüsler olmaktadır.
Günümüzde modern tıp en az 1.5-2 yıl emzirmeyi tavsiye eder. Bu çocuğun psikolojik gelişimi için de önemlidir. İlk 4-6 ay hiçbir ek gıda olmaksızın verilen anne sütü bebek için yeterli olabilmektedir.  Erken ek gıdaya geçme bebeğin annesini daha az emmesine ve sütün azalmasına sebep olmaktadır. Emziren annelerin çocuklarının zekâ gelişimi de daha iyi olmaktadır. Bebek ile anne arasında emzirme sayesinde duygusal ilişkiler gelişmekte ve çocuğun psikososyal gelişimine de katkısı olmaktadır. Emziren annelerde premenopozal genital kanserler ve meme kanserlerinin daha az görüldüğü bilinmektedir. Bu bakımdan emzirme anne açısından çok önemlidir.

 

Bir Cevap Yazın