Lenfatik Sistem Histolojisi – Word

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.

GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir [açılan sayfada klavyeden ctrl+S yapmanız yeterli]

Önizleme ;

 

LENFATİK SİSTEM
LENFATİK NODÜLLER
Tamamen küçük lenfositlerden oluşan nodül primer nodül olarak isimlendirilir.
Sekonder folikül farklı özelliklere sahiptir;
  1. Germinal merkez: Bir lenfosit bir antijeni tanıdıktan sonra primer nodüle geri dönerse germinal merkez oluşur. Lenfosit primer nodüle geri döner ve proliferasyona uğrar. Bu bölgenin açık renk boyanması içerdiği büyük lenfositlerden (lenfoblastlar ve plazmablastlar) dolayıdır. Bu lenfositler çekirdeklerinde büyük miktarda dağınık ökromatin içerirler. Halbuki küçük lenfositler heterokromatin içerirler.
  • Germinal merkez bir lenfatik dokunun antijenle karşılaştığını gösterir.
  • Germinal merkez varlığı lenfositlerin proliferasyonunu, plazma hücrelerinin farklanmasını ve antikor üretimini gösterir.
  • Germinal merkezde lenfositlerin proliferasyonundan dolayı mitotik figürler sıklıkla görülebilir.
  • Makrofajların sayısı antijene yanıt olarak artar.
  1. Manto zonu (korona): Germinal merkezi çevreler, küçük lenfositler içerir.
Lenfatik nodüller genellikle tonsilla palatinalarda ve sindirim kanalının tamamında görülür.  İleum, vermiform apendiks gibi yapılarda çok yoğundur. Ayrıca solunum sisteminde özellikle akciğerlerde yoğundur.
            Sindirim kanalı, solunum sistemi ve genitouriner nodüler lenfatik doku dışında bir de diffüz (yaygın) lenfatik doku bulunur. Bu bölgelerde bulunan lenfatik hücreler ‘Diffüz lenfatik doku’ olarak isimlendirilir. Müköz membranlarda bulunan diffüz lenfatik doku MALT (mucosa associated lymphatic tissue) olarak isimlendirilir.
            Bu bölgelerde antijenle karşılaşan lenfositler lenf noduna giderler. Lenf nodunda proliferasyon ve diferansiasyona uğrarlar, ve daha sonra efektör B ve T lenfositler olarak lamina propriaya geri dönerler.
              GALT  (gut associated lymphatic tissue) ——– Sindirim kanalındaki MALT
   BALT (bronchus associated lymphatic tissue)  ——- Solunum kanalındaki MALT
LENF NODU
            Küçük kapsüllü organlardır. Boyutları 1mm ile 2-3 cm arasında değişir. Bütün vücutta yaygın olarak bulunabilir fakat en çok aksilla, mezenterler ve kasık bölgesinde bulunur. İki tip lenfatik damar içerir. Aferent ve eferent lenfatik damarlar olmak üzere.
 
Lenf nodunun destekleyici yapıları:
  1. Kapsül: Yoğun bağ dokusu yapısındadır, lenf nodunu çevreler.
  2. Trabekül: Yoğun bağ dokusu yapısındadır, kapsülden organın içine doğru yayılır.
  3. Retiküler doku: Retiküler hücreler ve retiküler liflerden oluşur. Destekleyici bir ağ oluşturur.
Lenfatik doku ve organların (timus hariç) retiküler ağı; mezenşimal orjinli hücrelerden, retiküler liflerden ve temel maddeden oluşur.
Retiküler ağı oluşturan hücreler:
  1. Retiküler hücreler: Yıldızsı veya uzantılı hücrelerdir.Tipik fibroblastlardan ayırt edilemezler. Retiküler lifleri ve temel maddeyi sentez ve sekrete ederler.
  2. Foliküler dendritik hücreler: Germinal merkezde B lenfositler arasında yayılan çok sayıda ince sitoplazmik uzantıları vardır.
    • Antijen-antikor kompleksleri bu hücrelerin Fc reseptörlerine tutnarak haftalarca, aylarca kalabilirler.
    • Bu mekanizma antijen-antikor komplekslerinin makrofajlara tutunmasına benzer fakat makrofajlarda olduğu gibi antijen her zaman endositozla hücre içine alınmaz.
    • Foliküler dendritik hücreler APC’ler (antijen sunan hücreler) değildir. Çünkü MHC II molekülleri bulunmaz.
Lenf nodu parankimi:
Esas olarak ‘korteks’ ve ‘medulla’ olmak üzere iki grupta incelenir. Kortekste yoğun lenfatik doku kitleleri (lenfositler, retiküler ağ, makrofajlar ve plazma hücreleri içeren) bulunur. Ayrıca lenfatik sinüsler ve kanallar içerir. Lenf nodunun iç bölümü medulladır.
Dış kortekste lenfositler nodüller şeklinde organize edilmiştir. Sadece küçük lenfoblastlardan oluşan nodüller ‘primer nodüller’ germinal merkez içeren nodüller ise ‘sekonder nodüller’ olarak isimlendirilir. Lenfatik nodüller korteksin dış kısmında bulunurlar. Burası ‘yüzeyel’ ya da ‘nodüler korteks’ olarak da isimlendirilir.
Medulla ve yüzeyel korteks arasındaki korteks ‘parakorteks’ ya da ‘derin korteks’ olarak isimlendirilir. Lenf nodundaki T lenfositlerin çoğu bu bölgede bulunur. Parakorteks timus bağımlı olduğu için perinatal timektomi parakorteksin zayıf gelişmesine yol açar.
Lenf nodunun medullası ‘meduller kordonlar’ ve ‘meduller sinüsler’ içerir.
  • Meduller kordonlar, lenfatik doku kordonlarıdır ve meduller sinüslerle birbirlerinden ayrılırlar. Retiküler hücreler ve lifler meduller kordonları ve sinüsleri çevreler.
  • Retiküler hücrelerden başka meduller kordonlarda ; lenfositler (en çok B lenfositler), makrofajlar ve plazma hücreleri bulunur.
  • Meduller sinüsler hilumda eferent lenfatiklere direne olurlar.
Lenf nodunda lenf filtrasyonu sinüsler olarak isimlendirilen bağlantılı lenfatik kanallarda gerçekleşir. Lenf nodunda sinüs olarak isimlendirilen 3 çeşit lenfatik kanal bulunur.
  • Subkapsüler sinüs (kortikal sinüs, marjinal sinüs)
  • Trabeküler sinüs
  • Meduller sinüsler
Lenf düğümünde lenf ——- aferent lenf damarları  ———- subkapsüler sinüs ——– trabeküler sinüs  ——  meduller sinüs   ——— eferent lenf damarları   yolunu izler.
            Sinüsler endotelle kaplıdır. Endotelin bağ dokusu kapsüle bakan tarafları devamlı tipte, lenfatik parankime bakan yüzleri ise devamlı olmayan tiptedir.  Makrofajlar devamlı olmayan endotel hücreleri arasına uzantılar gönderirler.
            Lenfatik sinüsler kan sinüsleri gibi açık değillerdir. Özellikle medullada makrofaj uzantıları, retiküler lifler, retiküler hücre uzantıları sinüsleri çevreler. Antijenik materyal ve metastatik kanser hücreleri bu mekanik filtre tarafından tutulabilir ve makrofajlar tarafından fagosite edilebilir.
            Yüksek endotelli venüller (YEV) dolaşan lenfositlerin lenf düğümüne girme bölgeleridir. Bazı lenfositler aferent lenfatik damarlarla lenf düğümüne girerler. Fakat lenfositlerin çoğu derin kortekste bulunan postkapiller venüllerle (YEV) lenf noduna girerler.
            Postkapiller venüller kübik veya prizmatik epitelyumle sınırlı oldukları için yüksek endotelli venüller olarak da isimlendirilirler. Bu özelleşmiş endotelial hücreler antijenle işlenmiş lenfositler için özel reseptörler taşırlar. Bu reseptörler lenfositlerin dolaşımı terk ederek lenf düğümüne göç etmelerini sağlarlar.
  • B ve T hücreler kan dolaşımını YEV’lerin endotelinden geçerek geçerler. Nötrofiller için tanımlanan diapedeze benzer bir mekanizma ile göç ederler.
  • T hücreler timus bağımlı derin kortekste kalırlar. B hücreler nodüler kortekse göç ederler.
Lenf nodu fagositoz ve immün yanıtın başlangıcı için önemli bir bölgedir. Lenf sıvısında bulunan antijenler sinüslerden geçerek lenf nodüllerine penetre olurlar. Burada immün yanıtı başlatırlar.
  • Antijenlerin bazıları foliküler dendritik hücreler tarafından tutulurlar. Bazıları ise makrofajlar ve B hücreleri tarafından işlenirler. Sonuçta B lenfositlerin aktivasyonu ve farklanması gerçekleşir. B hücreleri antikor üreten plazma hücrelerine ve hafıza B hücrelerine dönüşürler. Plazma hücreleri daha sonra meduller kordonlara göç ederler ve spesifik antikorları sentezleyerek sinüslerde akan lenf içine salgılarlar.
  • Dinlenme durumunda bir lenf nodülünde hücrelerin %1-3’ünü plazma hücreleri oluşturur. Fakat bir immün yanıt esnasında sayıları dramatik olarak artar, dolayısıyla dolaşımdaki immünglobinlerin miktarı da artar.
  • Hafıza B hücreleri lenf nodunu dolaşımla terk ederek, aynı antijene tekrar maruz kalabilecekleri vücudun herhangi bir bölgesinde prolifere olabilirler.
  • Hafıza B hücrelerin varlığı aynı antijene daha hızlı bir yanıta yol açar. Bu sekonder yanıttır.
  • Antijenleri yanıtlayan lenf nodu büyür. Çünkü germinal merkezler oluşur. Ve lenfositler prolifere olur. Bu olay nazal ve orofaringeal bölge enfeksiyonlarından dolayı boyun bölgesinde sık görülür.
TİMUS
Timus superior mediastinumda lokalize lenfoepitelial bir organdır. Kalp ve büyük damarların ön bölgesinde, iki loblu bir organdır. Doğumda tam olarak oluşmuştur ve fonksiyoneldir. Puberteye kadar büyük bir organ olarak kalır. Pubertede T hücre diferansiasyonu ve proliferasyonu azalır ve lenfatik dokunun çoğu yağ dokusu ile yer değiştirir (involusyon). Fakat hızlı T hücre proliferasyonuna ihtiyaç duyulan durumlarda yeniden stimüle olabilir.
  • Timusu bağ dokusu çevreler ve timik lobüllere böler.
  • Timusu ince bir bağ dokusu kapsül çevreler. Kapsülden organın içine trabeküller uzanır. Kapsül ve trabeküllerin içinde kan damarları, eferent lenfatikler ve sinirler bulunur.
  • Timusta aferent lenfatik damar bulunmaz.
  • Timusta kapsül yapısında kollajen lifler ve fibroblastlara ilaveten çok sayıda plazma hücresi, granülositler, lenfositler, mast hücreleri, yağ hücreleri ve makrofajlar bulunur.
  • Trabeküller organı timik lobüllere bölerler, gerçek lobuller değillerdir.
Timik parankim gelişen T hücreler ve epitelioretiküler hücreler içerir:
  • Lobüllerin dış kısmı korteks olarak isimlendirilir ve bazofilik boyanır. Kortekste çok sayıda yakın olarak paketlenmiş gelişen T lenfositler bulunur. Bu T lenfositler ‘timositler’ olarak da isimlendirilir. Timik kortekste lenfositlerden daha az sayıda ‘epitelioretiküler hücre’ bulunur. Kortekste ayrıca makrofajlar da bulunur.
  • Timusta lenfositler bir dizi gelişim serilerinden geçerek CD moleküllerini eksprese etmeye başlarlar.
  • Epitelioretiküler hücreler, epitelial ve retiküler hücre özelliği gösterirler. Gelişen T hücreleri için bir iskelet oluştururlar.
  • Bununla beraber timusta retiküler hücreler ve retiküler lifler bulunmaz.
  • Epitelioretiküler hücreler epitelyum hücreleri gibi hücrelerarası bağlantılar ve ara filamentler içerirler.
Altı tip epitelioretiküler hücre tanımlanmıştır, 3’ kortekste, 3’ü medullada olmak üzere;
  1. Tip I epitelioretiküler hücre:
    • Korteks ve bağ dokusu kapsül sınırında, korteks ve trabekül sınırında bulunurlar.
    • Aynı zamanda kortikal kan damarlarının adventisyasını çevrelerler. Aslında timik parankimi bağ dokusundan ayıran bu hücreler arasındaki sıkı bağlantı kompleksleri bu hücrelerin bir bariyer gibi fonksiyon görmesini yani gelişen T lenfositleri bağ dokusundan izole etmeyi sağlar.
  2. Tip II epitelioretiküler hücreler:
  • Korteks içinde lokalizedirler. Bitişik hücreler arasında desmozomlar bulunur.
  • Hücre gövdeleri ve sitoplazmik uzantıları çok sayıda ara filamentler içerirler. Yıldızsı hücrelerdir.
  • Ökromatik çekirdek içerirler.
  • Timik hücre eğitimi ile ilgili olarak MHC I ve MHC II molekülleri içerirler.
  1. Tip III epitelioretiküler hücreler:
  • Korteks medulla sınırında lokalizedirler.
  • Bitişik hücreler arasında sıkı bağlantı kompleksleri bulunur.
  • Korteks ve medulla arasında fonksiyonel bir bariyer oluştururlar.
  • MHC I ve MHC II molekülleri taşırlar.
Timik kortekste makrofajlar da bulunur ve bunlar timik hücre eğitiminin gereklerini yerine getirmeyen hücreleri fagosite ederler. T hücrelerin yaklaşık %98’i apoptozise uğrarlar ve makrofajlar tarafından fagosite edilirler. Büyük lizozomlarından dolayı bu makrofajlar PAS ile boyanırlar ve PAS hücreleri olarak da isimlendirilirler.
            Epitelioretiküler hücreler immünokompetan T hücrelerin gelişiminde rol oynarlar. Aynı zamanda gelişen T hücreler de epitelioretiküler hücrelerin mikroyapısının korunmasında rol oynarlar.
Timik medulla:
            Çok sayıda epitelioretiküler hücreler ve daha az sayıda ve gevşek olarak paketlenmiş T hücreler içerirler. Bu lenfositlerin çekirdekleri soluk boyanır ve küçük lenfositlere göre daha fazla sitoplazma içerirler. Medullada da üç çeşit epitelioretiküler  hücre bulunur;
  1. Tip IV epitelioretiküler hücreler:
    • Korteks medulla sınırında bulunurlar
    • Bitişik hücreler arasında sıkı bağlantı kompleksleri bulunur.
    • Kortikomeduller kavşakta bir bariyer oluştururlar.
  2. Tip V epitelioretiküler hücreler:
  • Medulla boyunca bulunurlar.
  • Bitişik hücrelerin uzantıları arasında desmozomlar bulunur.
  1. Tip VI epitelioretiküler hücreler:
  • Timik medullanın en karakteristik özelliğini oluşturur. Yani ‘timik korpuskül’ ya da ‘Hassal cisimciklerini’ oluşturur.
  • Hassal cisimcikleri sıkıca paketlenmiş, konsantrik olarak düzenlenmiş Tip VI epitelioretiküler hücrelerdir. Çekirdekleri düzleşmiştir.
  • Hassal cisimciklerinde hücrelerde keratohiyalin granülleri ara filament demetleri ve lipit damlacıkları bulunduğu gösterilmiştir.
  • Hassal cisimciklerinde hücreler birbirlerine desmozomlarla bağlanırlar. Bu cisimciklerin merkezinde keratinizasyon görülür.
  • Hassal cisimcikleri; medullanın yegane antijenik olarak farklı, fonksiyonel olarak aktif multisellüler komponentleridir. Timik hormonlar (timozin, timopoetin) ürettikleri gösterilmiştir. Ayrıca interlökinler, koloni stimülan faktörler ve interferon gama üretirler.
  • Kan damarları timik parankime girmek için trabekülden geçerler. Trabekülden medullaya bağ dokusu kılıf içinde girerler. Bu bağ dokusu kılıfta retiküler lifler, fibroblastlar, makrofajlar, plazma hücreleri bulunabilir.
Kan- Timus Bariyeri:  Bileşenleri;
  1. Kapiller duvarın endoteli : Sıkı bağlantı kompleksleri olan devamlı tipte epiteldir. Makromoleküllere karşı yüksek oranda impermeabl’dır. Bariyerin majör kompanentidir.
  2. Kapiller endotelin bazal laminası
  3. Perisitler
  4. Makrofajlar: Kapillerleri çevreleyen bağ dokusunda bulunurlar. Kapiller lümenden kaçan antijenik moleküller bu makrofajlar tarafından fagosite edilebilir.
  5. Tip I epitelioretiküler hücreler: Hücreler  arasında sıkı bağlantı kompleksleri bulunur. Gelişen lenfositlere daha ileri bir savunma sağlarlar. Tip I epitelioretiküler hücreler kortekste kapiller duvarını çevrelerler ve bazal laminaları ile birlikte kan-timus bariyerinin diğer bir önemli komponentini oluştururlar.
 
Timik hücre eğitimi:
Fetal hayatta timus kemik iliği kökenli multipotansiyel lenfoid kök hücrelerden oluşur. Bu hücreler timusta immünokompetan T hücrelere dönüşürler. Bu olay timik hücre eğitimi olarak isimlendirilir. Spesifik CD antijenlerinin ekspresyonu ve delesyonu ile karakterizedir.
  • CD2 ve CD7 moleküllerinin hücre  yüzeyinde ekspresyonu erken bir farklanma evresidir.
  • Bunu CD1 moleküllerinin ekspresyonu izler T hücre farklanmasının orta evresidir.
  • Olgunlaşma ilerledikçe hücre TCR, CD3, CD4 ve CD8 eksprese etmeye başlar.
  • Bu hücrelere daha sonra self ve yabancı antijenleri Tip II ve Tip III epitelioretiküler hücreler sunarlar.
  • Eğer lenfosit self
  • MHC moleküllerini ve self veya yabancı antijenleri tanırsa hayatına devam eder (pozitif seleksiyon). Eğer tanımazsa ölür.
  • Pozitif seleksiyondan geçen hücreler sitotoksik CD8+ T lenfositler (CD4+ lerini kaybederek) ve yardımcı CD4+ T lenfositler (CD8+ lerini kaybederek) şekline dönüşürler.
  • Bu evre ‘tek pozitif evresi’ olarak isimlendirilir.
  • Bu hücreler artık medulladan kan dolaşımına katılabilirler.
  • Timik hücre eğitimi epitelioretiküler hücreler tarafından sekrete edilen maddeler tarafından stimüle edilir. CSF’ler, interferon gama, timozin ve timopoetin.
DALAK
En büyük lenfatik organdır. Abdominal kavitenin üst sol quadranında lokalizedir. Kanı filtre eder ve kan kökenli antijenlerle immünolojik olarak reaksiyona girer. Dalağın hem morfolojik hem de immünolojik filtre fonksiyonları bulunur.
            Çok sayıda lenfositlere ilaveten özelleşmiş vasküler kanallar, retiküler hücreler, retiküler lifler, çok sayıda makrofajlar içerirler.
Dalağın çoğu dalak pulpalarından oluşur. Beyaz pulpa ve kırmızı pulpa olmak üzere iki çeşit dalak pulpası tanımlanmıştır.
Dalak dıştan yoğun bağ dokusu yapısında kapsülle çevrilidir. Kapsülden organa trabeküller uzanır. Kapsülün bağ dokusu ve trabeküller ‘miyofibroblastlar’ içerirler. Bu kontraktil hücreler aynı zamanda ekstrasellüler bağ dokusu liflerini üretirler.
Memelilerde dalakta büyük  miktarlarda kırmızı kan hücresi üretilir. Kapsül ve trabeküllerdeki miyofibroblastların kontraksiyonu kırmızı kan hücrelerinin kan dolaşımına sirkülasyonuna neden olur.
Hilum dalağın medial yüzeyindedir. Splenik arter, ven, sinirler ve lenfatiklerin geçiş yeridir. Lenfatik damarlar trabeküllerin yakınındaki beyaz pulpadan köken alırlar ve lenfositlerin dalağı terk etmesi için bir yol oluştururlar.
Beyaz pulpa (Lenfatik nodüller):
Dalaktaki lenfatik nodüller ‘beyaz pulpa’ adını alır. Bir arteri çevreleyen yoğun lenfosit birikiminden oluşur. Lenfositlerin heterokromatik çekirdeğinden dolayı bazofilik boyanır.
  • Splenik arter dalları kapsülden trabeküllere geçer ve daha sonra beyaz pulpaya geçer. Beyaz pulpadaki splenik arter dalı ‘santral arter’ olarak isimlendirilir.
  • Santral arter çevresinde biriken lenfositler ‘periarteriyel lenfatik kılıf (PALS) olarak isimlendirilir. Santral arterin varlığıyla beyaz pulpa diğer dokulardaki lenfatik nodüllerden ayrılır.
  • Beyaz pulpa B lenfositler içerir. Beyaz pulpada sadece PALS bölgesi esas olarak T lenfositler içerir. Yani PALS dalakta timus-bağımlı zondur. Nodüller genellikle germinal merkez içerirler. Diğer lenfatik dokulardaki gibi B lenfositlerin aktivasyonu izleyerek prolifere olması sonucu oluşur.
  • İnsanlarda germinal merkez antijene maruz kalmadan sonra 24 saat içinde oluşur. Nodüller büyür ve bu büyümüş nodüller ‘splenik nodüller’ veya ‘Malpighi cisimcikleri’ olarak kabul edilir.
  • Kırmızı pulpa çok sayıda kırmızı kan hücreleri içerir, bunları filtre eder ve indirger.
  • Kırmızı pulpa esas olarak splenik kordonlarla (Bilroth kordonları) birbirinden ayrılan splenik sinüslerden oluşur.
Splenik kordonlar———-   Retiküler hücreler
                                             Retiküler lifler
                                             Çok sayıda eritrositler
                                             Makrofajlar
                                             Lenfositler
                                             Plazma hücreleri
                                             Granülositler içerir.
  • Splenik makrofajlar hasarlı kırmızı kan hücrelerini fagosite ederler. Hasarlı kırmızı kan hücrelerinden ayrılan demir yeni kırmızı kan hücrelerinin yapımında kullanılırlar. Splenik makrofajlar hemoglobinin yıkımı ve demirin ayrılmasında fonksiyon görür.
  • Megalokaryositler fetal hayat dışında insan dalağında olmazlar.
Splenik (venöz ) sinüsler:
  • Çubuk şekilli endotelial hücrelerle sınırlı özel sinüzoidal damarlardır.
  • Splenik sinüslerin endotelial hücreleri aşırı derecede uzundur. Bitişik hücreler arasında çok az bağlantı bulunur. Böylece önemli bir intersellüler aralık oluşur.
  • Bu aralık kan hücrelerinin sinüslerin içine ve dışına çıkmasına imkan verir.
  • Makrofajların uzantıları endotelial hücreler arasında uzanır.
  • Sinüsler devamlı bir bazal lamina içermezler. Bazal lamina kolları sinüslerin çevresinde çember oluşturur ve gümüşleme veya PAS boyaları ile pozitif boyanır.
  • Splenik sinüslerin çevresinde perisitler ve düz kas hücreleri bulunmaz. Retiküler hücre uzantıları ve retiküler lifler sıklıkla perisinüzoidal bazal lamina halkalarına tutunurlar.
  • Kan hem sinüsleri hem de splenik kordonları doldurur. Dolayısıyla histolojik kesitlerde sinüslerin ve kordonların birbirinden ayırt edilmesi zordur.
Dalak dolaşımı:
  • Splenik arterin dalları trabeküler arterleri oluşturur. Trabeküler arterler beyaz pulpaya girerek santral arteri oluştururlar. Bir bölümü de beyaz pulpanın çevresindeki alan olan ‘marjinal sinüs’ bölgesine dallar verir.
  • Santral arter kırmızı pulpaya geçerek penisiller (düz) arteriyolleri oluşturur.
  • Penisiler arteriyoller, ‘arteriyal kapillerler’ olarak devam ederler. Bazı arterial kapillerler makrofaj birikimleri ile çevrilidirler ve ‘kılıflı kapillerler’ olarak isimlendirilirler.
Kan kapillerlerden sonra iki çeşit yol izleyebilir;
  1. Açık dolaşım: Kan kapillerlerden direk olarak kırmızı pulpanın splenik kordonlarına yayılır. Burada makrofajlara maruz kalır. Daha sonra splenik sinüslerin endotelinden süzülerek sinüslere geçer. İnsanlarda sadece açık dolaşım görülür.
  2. Kapalı dolaşım: Kan kılıflı kapillerlerden doğrudan splenik sinüslere geçer (kemiricilerde, köpeklerde).
Sinüslerde toplanan kan trabeküler venlere geçer. Trabeküler venlerden splenik vene ulaşır ve dalağı terk eder.
Dalağın fonksiyonları :
Kırmızı pulpanın primer görevi kanın filtrasyonudur.
  • Partiküllü materyallerin
  • Makromoleküler antijenlerin
  • Yaşlanmış normal ve hasarlı kan hücrelerinin ve,
  • Plateletlerin dolaşımdan kaldırılmasıdır.
Bu fonksiyonlar retiküler ağda yer alan makrofajlar tarafından gerçekleştirilir. Hasarlı kırmızı kan hücreleri makrofajların lizozomlarında yıkılırlar. Hemoglobinin demiri ayrılır ferritin veya hemosiderin olarak gelecek sikluslarda kullanılmak üzere depo edilir. Hemoglobinin hem bölümü bilirubine yıkılarak karaciğere transport edilir. Burada glukoronik asitle konjuge olur. Konjuge bilirubin safraya sekrete edilerek karakteristik rengini verir. Dalakta erken fetal hayatta eritrosit oluşumu gerçekleşir.
Dalağın immünolojik fonksiyonları;
  1. Antijen sunan hücreler tarafından antijen sunumu ve immün yanıtın başlaması.
  2. B ve T lenfositlerin aktivasyonu ve proliferasyonu
  3. Dolaşan kanda bulunan antijenlere karşı antikor üretimi.
  4. Makromoleküler antijenlerin kandan alınması
  5. Lenfositlerin proliferasyonu ve farklanması (plazma hücrelerinin oluşumu), antikor üretimi beyaz pulpada gerçekleşir.
Önemli fonksiyonlarına rağmen dalak insan hayatı için esansiyel değildir.
KLİNİK BAĞLANTI
 
DiGeorge Sendromu:
  • Timus atrofik veya hiç gelişmemiştir.
  • T lenfositlerde yapısal ve fonksiyonel bozuklukla karakterizedir. Aynı zamanda B lenfositler de etkilenir.
  • Ağır enfeksiyonlar gözlemlenir.
 
Lenf  Noduna Metastazlar:
  • Vücudun çeşitli yerlerinde bulunan malign tümörler lenf düğümleri aracılığıyla metastaz yaparlar.
Lenfomalar:
  • Lenf  nodunda gelişen tümoral oluşumlardır

 

Bir Cevap Yazın