Sindirim Sistemi Hist. 1

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.


GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir [açılan sayfada klavyeden ctrl+S yapmanız yeterli]

Önizleme ;

 

SİNDİRİM SİSTEMİ – I
            Sindirim sistemi; sindirim kanalı ve dil, diş, tükrük bezleri, pankreas, karaciğer, ve safra kesesinden oluşur. Sindirim kanalından geçerken yiyecekler fiziksel olarak ve kimyasal olarak parçalara ayrılarak absorbe edilmeye hazır ürünler haline dönüştürülürler. Sindirim kanalının değişik segmentleri spesifik sindirim ve absorpsiyon için morfolojik olarak özelleşmiştir.
            Yiyeceklerin ön parçalanmadan sonra ıslatılarak bolus (topak) haline getirilmesi oral kavite ve tükrük bezlerinin aksiyonlarıyla gerçekleştirilir. Yiyecekler farinks yoluyla özofagusa ve oradan da sindirim kanalına geçer. Absorpsiyon esas olarak ince barsak duvarında gerçekleşir. Sindirilmeyen besinler ve mukus, bakteri, dökülmüş hücreler, safra pigmenti gibi sindirim kanalındaki diğer hücreler feçes olarak dışarı atılır.
Sindirim mukozasının görevleri:
Sekresyon: Sindirim kanalı mukozası spesifik alanlarda, sindirim enzimleri, hidroklorik asit, musin ve antikorlar salgılar.
Absorpsiyon: Sindirim mukozasında parçalanmış sindirim ürünleri, vitaminler, su, elektrolitler, safra, kolesterol ve vücut için yararlı diğer maddeler absorbe edilir.
Bariyer: Mukoza, zararlı maddelerin, antijenlerin ve patojenik organizmaların içeri girmesi için bir barier görevi yapar.
İmmünolojik savunma: Mukoza içindeki lenfatik doku immün savunmada görev alır.
ORAL KAVİTE
            Oral kavite giriş ve asıl oral kavite bölümlerinden oluşur. Giriş bölümü dudaklar, yanaklar ve dişlerin arasında kalan aralıktır. Asıl oral kavite dişlerin arkasından başlar, yumuşak ve sert damaklarla yukarıya, dil ve ağız tabanıyla aşağıya ve orofarinks girişi ile arkaya bağlanır.
            Majör tükrük bezlerinin herbiri çift yapıdadır.
            Parotis bezi tükrük bezlerinden en büyük olandır. Başın temporal bölgesinde yer alır. Boşaltım kanalı Parotid kanal (Stensen kanalı) olarak adlandırılır ve parotid papilla’ya açılır. Parotid papilla, üst ikinci molar dişe karşılık gelen yanak mukozası yüzeyinde küçük bir çıkıntı şeklinde gözlenir.
            Submandibular bez boyunun submandibular üçgeninde yer alır. Boşaltım kanalı submandibular (Wharton) kanal olarak isimlendirilir ve oral kavitenin tabanında lingual frenulumun her iki yanında yer alan ete benzeyen  küçük bir çıkıntıya (sublingual çıkıntı) boşalır.
            Sublingual bez,  dilin alt bölgesinde,oral kavite tabanında sublingual katlantıda yer alır. Çok sayıda küçük boşaltım kanalları içerir. Bunların bir bölümü submandibular kanala bir bölümü ise oral kavite içine ayrı ayrı boşalır.
            Parotid ve submandibular bezlerin kanalları nisbeten uzun kanallardır. Sublingual kanal ise daha kısadır.
            Minör tükrük bezleri ise oral kavitenin submukozasında bulunur. Kısa kanallarla direkt oral kaviteye açılırlar. Lokalizasyonlarına göre isimler alırlar, bukkal, labial, lingual ve palatin gibi.
            Tonsiller lenfatik nodül kümelerinden oluşurlar. Lenfatik doku tonsiller bir halka (Waldeyer’in halkası) şeklinde organize olmuştur. Bu lenfatik doku oral ve nazal kavitelerin posterior çıkışını çevreler. Bu tonsiller halka başlıca;
  • Palatin tonsiller (tonsiller), orofarinks girişinin her iki yanında palatofaringeal ve palatoglossal arklar arasında yer alır.
  • Tubal tonsiller, nazofarinksin lateral duvarlarında yer alır.
  • Faringeal tonsil (adenoit), nazofarinks çatısında yer alır.
  • Lingual tonsil, dil tabanında superior olarak yer alır.
Oral kavite, çiğneyici mukoza, sınırlayıcı mukoza ve özelleşmiş mukoza içerir. Çiğneyici mukoza diş eti ve sert damakta bulunur. Çiğneyici mukoza, keratinize ve bazı alanlarda parakeratinize çok katlı yassı epitel içerir. Parakeratinize epitel, keratinize epitele benzer, fakat farklı olarak yüzey hücreleri çekirdeklerini kaybetmez ve sitoplazmaları eozinle şiddetli boyanmaz. Parakeratinize hücrelerin çekirdekleri piknotiktir ve hücre dökülene kadar kalırlar. Çiğneyici mukozanın keratinize epiteli, derinin keratinize epiteline benzer fakat farklı olarak stratum lusidum tabakası bulunmaz. Epitelin altında lamina propriya tabakası bulunur. Kalın bir papiller tabaka şeklinde gevşek bağ dokusu ve içinde kan damarları ve sinirler içerir. Sinirlerin bazıları epitel içine çıplak akson sonlanmaları gönderirler, bunlar duyusal reseptörlerdir. Sinirlerin bazıları ise Meissner korpusküllerinde sonlanır.
            Bağ doku papillalarının derinlikleri ve çok sayıda olmaları çiğneyici mukozanın nisbeten sabit kalmasını sağlar ve bu şekilde sürtünme gibi etkilerden korunmasını sağlar. Sert damağın orta hattı palatin raphe adını alır. Burada mukoza sıkı bir şekilde alttaki kemiğe bağlanır. Lamina propriyanın retiküler tabakası periosteuma yapışır ve bu bölgede submukoza bulunmaz. Diş etinde (gingiva) de histolojik yapı aynıdır ve submukoza bulunmaz. Lamina propriyanın altında bir submukoza içeren sert damak, submukozada ön bölgede bir yağ dokusu içerir, arka bölgesinde ise müköz bezler içerir. Müköz bezler yumuşak damakta da devam eder.
            Sınırlayıcı mukoza, dudaklar, yanak içleri, alveolar mukozal yüzey, ağız tabanı, dilin alt yüzeyi ve yumuşak damakta bulunur. Mukoza bu alanlarda, çizgili kası (dudak, yanak içi ve dilde), kemiği (alveolar mukoza) ve bezleri (yumuşak damak, yanak içi, dilin alt yüzeyi) çevreler. Sınırlayıcı mukoza daha az ve kısa papilla içerir. Bu şekilde alttaki kasların hareketini ayarlar.
            Sınırlayıcı mukozanın epiteli genellikle nonkeratinizedir fakat parakeratinize alanlar da bulunmaktadır. Dudakların kırmızı bölümünün epiteli keratinizedir ve sadece üç tabakadan oluşur.
  1. Stratum bazale, bazal lamina üzerinde yer alan tek sıra hücrelerden oluşur.
  2. Stratum spinozum, birkaç hücre kalınlığında bir tabakadır.
  3. Stratum superficiale, en yüzeyel hücre tabakasıdır, mukozanın yüzeyel tabakası olarak da isimlendirilir.
Mukozal epitelin hücreleri derinin epidermisine benzer, keratinositler, melanositler, Langerhans hücreleri ve Merkel hücreleri içerir.
Lamina propriya kan damarları ve sinirler içerir. Sinirler epitelin bazal tabakasına çıplak akson sonlanmaları gönderir ve bazı papillalara kapsüllü duyusal sonlanmalar gönderir. Alveolar mukozanın çok sayıda derin papillaları ile sınırlayıcı mukozanın yüzeysel papillaları arasındaki belirgin fark, histolojik bir kesitte iki farklı bölgenin kolayca ayırt edilmesini sağlar.
Dilin alt yüzeyi hariç, sınırlayıcı mukoza altında submukoza yer alır. Bu tabaka büyük kollagen demetleri ve elastik lifler içerir ve bunlar mukozayı alttaki kasa bağlar.
Dudaklar, dil ve yanaklarda  aynı zamanda çok sayıda minör tükrük bezleri bulunur. Bazen ağız köşesinin lateralinde ve yanaklarda molar dişler hizasında submukoza tabakasında yağ bezleri bulunur. Bunlar gözle görülebilir ve Fordyce spotları adını alır. Submukoza daha büyük  kan damarları, sinirler ve lenfatikler içerir.
Dilin dorsal yüzeyinde papillalar ve tat tomurcukları içeren özelleşmiş mukoza bulunur.  
DİL
            Dil muskuler bir organdır. Yapısında extrinsik (dil dışında bir yapışma bölgesi içeren)  ve intrinsik (tamamen dilin içinde bulunan ve dış yapışma bölgesi içermeyen) kaslar içerir. Çizgili kas demetler halinde düzenlenmiştir, üç hatta seyrederler ve herbiri diğer ikisinin sağ köşesinde seyreder. Bu düzenleme dilin hareketlerine büyük fleksibilite ve kesinlik kazandırır, insan konuşması ve sindirim için esansiyeldir. Kas organizasyonunun bu formu sadece dilde bulunur. Kas fibrilleri arasında çeşitli miktarlarda yağ doku bulunur.
            Majör olarak dil ön 2/3 ve arka 1/3 bölümden oluşur. Arka 1/3 bölümde V şeklinde bir çöküntü bulunur, bu çöküntü sulkus terminalis olarak isimlendirilir. Foramen sekum, embriyonik farinksin tiroid bezini oluşturmak için yaptığı oluşumun kalıntısıdır.
            Papillalar dilin dorsal yüzeyini kaplarlar. Dilin dorsal yüzeyini kaplayan çok sayıda mukozal düzensizlikler ve çıkıntılar lingual papilla olarak isimlendirilir. Lingual papilla ve tat tomurcukları oral kavitenin özelleşmiş mukozasını oluşturur. Dört tip papilla tanımlanmıştır; ,
filiform, fungiform, circumvallata ve foliata olmak üzere.
Filiform papilla, en küçük boyutta olan papilladır ve insanlarda çok sayıda bulunur. Bağ dokusunun yüksek oranda keratinize çok katlı yassı epiteliyle çevrili konik uzantılarıdır. Epitel tat tomurcukları içermez. Papillalar sadece mekanik bir rol üstlenmektedir. Papillalar dilin ön dorsal yüzeyinin tamamını kaplamıştır.
            Fungiform papilla, isminden de anlaşıldığı gibi dilin dorsal yüzeyinde yer alan mantar-şekilli papillalardır. Filiform papillalar arasına dağılmış gözle görülebilir noktacıklardır. Dil ucunda daha çok sayıda bulunur. Bu papillaların dorsal yüzeyinde çok katlı yassı epitel içinde tat tomurcukları bulunur. Yüzeyinde çok ince bir keratinizasyon tabakası bulunur. Fungiform papillaların merkezinde yüksek oranda vaskülarize bir bağ dokusu bulunur,
            Circumvallata papilla, sulkus terminalisin ön bölümünde mukozada yer alan kubbe şeklinde papillalardır. İnsan dilinde 8-12 adet bu papillalardan bulunur. Herbir papilla çok katlı yassı epitelle sınırlıdır ve çevresinde hendek benzeri invajinasyonlar bulunur.Epitel hafifçe keratinize olabilir. Epitel içinde çok sayıda tat tomurcukları bulunur. Dilin tükrük bezleri (Von Ebner bezleri) seröz sekresyonlarını hendeklerin tabanına boşaltır. Bu sekresyon muhtemelen materyalleri hendeklerden dışarı püskürterek, tat tomurcuklarının değişen uyarılara hızlı bir şekilde yanıt vermesini sağlar.
            Foliat papilla, derin mukozal yarıklarla ayrılmış paralel, alçak tepelerden oluşur. Dilin lateral kenarlarında bulunurlar. Keratinize olmayan çok katlı yassı epitelle çevrilidir. Foliat papillalar yaşlı bireylerde tanınmayabilir, fakat genç bireylerde dilin posterior lateral yüzeylerinde kolayca görülebilir ve komşu papillaların birbirine bakan yüzeylerinde çok sayıda tat tomurcukları içerirler. Küçük seröz bezler mukozal yarıklara boşalırlar. Kemiriciler gibi bazı hayvanlarda foliat papillalar tat tomurcuklarının esas kümelenme alanlarıdır.
            Dil tabanının dorsal yüzeyinde küçük şişlikler bulunur, bunlar bu bölgedeki lamina propriyada bulunan lingual tonsillerden kaynaklanır.
            Tat tomurcukları:
            Fungiform, foliat ve circumvallate papillalarda bulunur. Histolojik kesitlerde tat tomurcukları oval, soluk boyanan cisimler şeklinde görülürler ve epitel kalınlığı boyunca uzanırlar. Tat tomurcuklarının apeksinde epitelial yüzeye açılan küçük bir açıklık bulunur ve tat deliği olarak isimlendirilir. Tat tomurcuklarında üç hücre tipi bulunur;
Nöroepitelial (duyusal) hücreler, tat tomurcuklarında en çok bulunan hücre tipidir. Bu hücreler epitel bazal laminasından tat deliğine doğru uzayan hücrelerdir. Her hücrenin daralmış apikal yüzeylerinde mikrovilluslar bulunur. Her hücre apikal yüzeylerine yakın olarak diğer nöroepitelial hücreye veya destekleyici hücrelere tight junction’larla bağlanır. Tabanlarında N. Fasialis , N. Glossofaringeus veya N. Vagusun aferent duyusal nöronlarının uzantıları ile sinaps yaparlar. Nöroepitelial hücrelerin turnover zamanı yaklaşık 10 gündür.
Destekleyici hücreler, daha az sayıdadır. Onlar da uzamış hücrelerdir ve bazal laminadan tat deliğine uzanırlar. Nöroepitelial hücreler gibi apikal yüzeylerinde mikrovilluslar içerirler ve tight juntionlarla komşu hücrelerle bağlantı kurarlar fakat  sinir hücreleriyle sinaps yapmazlar. Destekleyici hücrelerin turnover zamanı yaklaşık 10 gündür.
Bazal hücreler, tat tomurcuklarının bazal bölümünde lokalize küçük hücrelerdir. Diğer hücre tiplerinin kök hücreleridir.
            Tat tomurcukları ayrıca glossopalatin arkta, yumuşak damakta, epiglottisin posterior yüzeyinde ve farinksin posterior duvarında bulunur.
            Tat tomurcukları sadece dört uyarana yanıt verirler, tatlı, acı, tuzlu ve asidik (ekşi) olmak üzere.   Dil ucu tatlıya, dil ucunun posterolaterali tuzluya, daha posterolaterali ekşiye duyarlıdır.
            Lingual tonsiller
Dil kökünde lamina propriyada lokalize lenfatik doku kümelerinden oluşur. Sulkus terminalisin posteriorunda bulunurlar. Yaygın lenfatik doku ve germinal merkezi olan lenfatik nodüller içerirler. Genellikle lingual tonsiller içine epitelial kriptalar invajine olur. Lenfatik nodüller oldukça büyüktür ve epitel içine invajine olmuştur, bu sebeple epiteli ayırt etmek güç olabilir. Nodüllerin arasındaki epitel karakteristik sınırlayıcı epitel özelliğindedir.Lingual tonsiller içinde lingual tükrük bezleri bulunur ve bunlar dil kökünün kasları içine doğru yayılabilir.
Sinirler
Dilin kompleks sinir desteği, kranial sinirler ve otonomik sinir sistemi tarafından sağlanır. Dilin ön 2/3 bölümünün genel inervasyonu mandibular trigeminal sinir tarafından sağlanır. Arka 1/3 bölümünün ise inervasyonu glossofaringeal ve vagus sinirleri tarafından sağlanır. Tat uyarımı ise korda timpani (fasial sinirin bir dalıdır), glossofaringeal ve vagus sinirleri tarafından sağlanır.
Dilin motor inervasyonu ise hipoglossal sinir tarafından sağlanır.
Damarların ve bezlerin inervasyonu sempatik ve parasempatik sinirler  tarafından sağlanır. Dil içinde sık sık ganglion hücreleri görülür. Bu hücreler postganglionik parasempatik nöronlara aittir ve minör tükrük bezlerinin inervasyonunu sağlar.
 
 
DİŞ VE DESTEKLEYİCİ DOKULARI
Dişler oral kavitenin majör komponentleridir ve sindirim olayının başlaması için esansiyeldir. Dişler içeri gömülür ve maksilla ve mandibulanın alveolar prosesine tutunur. Çocuklarda herbir çenede 10 süt dişi bulunur. Her kenarda,
  • Bir medial (santral) kesici, yaklaşık 6 aylık çocukta ortaya çıkan ilk diştir (bazı çocuklarda ilk diş 12-13. ayda çıkar).
  • Bir lateral kesici, yaklaşık olarak 8. ayda çıkar.
  • Bir köpek dişi, yaklaşık olarak 15. ayda ortaya çıkar.
  • İki azı dişi, ilki 10-19. aylarda, ikincisi 20-31. aylarda ortaya çıkar.
Yaklaşık 6 yaşlarında başlayıp 12-13 yaşına kadar devam eden periyotta bu dişler her çenede 16 kalıcı dişle yer değiştirir. Yukarı ve aşağı çenenin herbir kenarında,
  • Bir medial (santral) kesici, 7-8 yaşlarında çıkar.
  • Bir lateral kesici, 8-9 yaşlarında çıkar.
  • Bir köpek dişi, 10-12 yaşlarında ortaya çıkar.
  • İki ön azı dişi, 10-12 yaşları arasında ortaya çıkar.
  • Üç azı diş, farklı zamanlarda ortaya çıkar, ilk azı 6 yaşında, ikincisi 13-19 yaşlarında, ve üçüncü azı 20 yaşına yakın ortaya çıkar.
Kesici, köpek ve ikinci ön azı dişlerinin herbirinin bir kökü bulunur, fakat birinci ön azı dişinin iki kökü bulunur. Azı dişlerinin üç ve nadiren dört kökü bulunur. Bütün dişler aynı temel yapıya sahiptir.
Dişler üç özelleşmiş dokudan oluşurlar:  Mine (enamel), Sementum ve Dentin
 
Diş eti çizgisinin üzerinden görülen mine bölümü klinik taç olarak isimlendirilir. Sementoenamel junction bölgesinden itibaren mine tarafından oluşturulan diş bölümüne ise anatomik taç adı verilir. Mine tabakası dişin boyun veya serviks tabakasında sementoenamel junction bölgesinde sona erer ve daha sonra diş, kemik-benzeri bir materyal olan sementumla devam eder. Mine ve sementumun altında dentin uzanır.
 
MİNE
Mine dişin taç kısmını dıştan çevreleyen hücresel olmayan bir dokudur. Bir kere oluşunca kalıcıdır. Mine kemiğe benzemez, çünkü kemik bağ dokusundan oluşur, mine ise epitelden köken alan mineralleşmiş bir materyaldir. Mine, mine organının ameloblastları tarafından üretilir. Mine tam olarak oluştuktan sonra ameloblastlar dejenere olurlar. Mine organı, oral kavitenin ektodermal epitelial hücrelerinden köken alan epitelial bir formasyondur. Mine epitelial kökenli olmasına rağmen hücre ve hücre uzantılarından yoksundur. Mine vücuttaki diğer mineralize organlara göre daha yüksek oranda mineralizedir ve daha sert yapıdadır.. Mine değişik kalınlıklarda olabilir, bazı dişlerin sivri uçlarında 2.5 mm kalınlığında olabilir.  
Mine vücudumuzdaki en sert maddedir, %96-98 hidroksiapatit içerir. %2-4 oranında organik komponenti bulunur. Organik komponent gelişimini tamamlamış minede enamelinler ve tuftelinler adı verilen proteinlerden oluşur. Mineyi oluşturan nonstoichiometric karbonatlı kalsiyum hidroksiapatit mine kristalleri, 4 µm genişliğinde ve 8 µm yüksekliğinde çubuklar şeklinde düzenlenmiştir. Herbir mine çubuğu dentinoenamel bileşkeden mine yüzeyine doğru uzanır. Histolojik kesitlerde büyük büyütmelerde anahtar deliği şeklinde gözlenir. Çubuklar arasındaki sınırlı aralıklar da mine kristalleri ile doludur. Mine çubukları üzerinde çizgilenmeler (Retzius çizgileri) gözlenir. Bunlar gelişen dişte minenin ritmik büyümesini gösteren kanıtlardır. Süt dişlerinde minede daha geniş bir hipomineralizasyon hattı gözlenir. Bu hat neonatal hat olarak isimlendirilir. Prenatal ve postnatal hayat arasındaki beslenmeye bağlı farkları gösterir.
Mine hücreden ve hücre uzantılarından yoksun olmasına rağmen, statik bir doku değildir. Tükrük içindeki maddelerden ve tükrük bezlerinin sekresyonundan etkilenir. Tükrük içinde bulunan ve dişi etkileyen maddeler şunlardır;
  • Sindirim enzimleri
  • Antibakteriyel enzimler
  • Antikorlar
  • İnorganik (mineral) komponentler
Olgun mine çok az organik materyal içerir. Sert yapısına rağmen mine, asit üreten bakteriler tarafından dekalsifiye edilebilir. Bu diş çürüklerinin başlamasının temelini oluşturur. Hidroksiapatit kristallerine eklenen fluorid mineyi asit demineralizasyonuna daha dirençli hale getirir. İçme sularında fluoridin yaygın kullanımı, diş macunu, pediatrik vitamin desteği ve ağız temizleyiciler diş çürüklerinin insidansını azaltır.
Mine gelişimi
Mine, mine organının ameloblastları tarafından üretilir. Mine organı, oral kavitenin ektodermal epitelial hücrelerinden köken alan epitelial bir formasyondur. Diş gelişiminin başlangıcı, oral epitelin prolifere olarak at nalı şeklinde hücresel doku bantlarına dönüşmesiyle ortaya çıkar. Bu yapı dental laminadır, üst ve alt çenenin gelişeceği yerde komşu mezenşimde ortaya çıkar. Gelecekteki herbir diş alanında, dental laminadan köken alan hücrelerin ileri proliferasyonu gerçekleşir ve herbir diş için yuvarlak, hücresel, tomurcuk benzeri bir gelişim ortaya çıkar, bu oluşum altta yatan mezenkimal doku içine ilerler. Bu gelişimin tomurcuk safhasıdır, erken mine organını gösterir. Daha sonra yuvarlak hücre kümesi büyür ve dental laminadan çıktığı yerin karşısına doğru bir konkavite oluşturur. Bu safha başlık (cap) safhasıdır. Mine organının daha sonraki büyüme ve gelişim safhası çan safhasıdır. Bu safhada mine organı tanımlanabilen dört hücresel komponentten oluşur.
Dış mine epiteli, konveks yüzeyi oluşturan bir hücre tabakasından oluşur.
İç mine epiteli, konkav yüzeyi oluşturan bir hücre tabakasından oluşur.
Stratum intermedium, iç mine epitelinin iç kısmında gelişen bir oluşumdur.
Yıldızsı retikulum, yıldız şeklinde hücrelerden oluşur ve mine organının iç bölümünü oluşturur.
İç mine epiteline komşu, çan içindeki mezenkimal hücreler prizmatik hale gelirler ve epitelial bir görünüm alırlar. Onlar daha sonra odontoblastlara dönüşerek dentini oluştururlar. Mine organının iç epitelial hücreleri ameloblastlara dönüşürler ve mine üretiminden sorumludurlar. Dentinogenezis ve amelogenezisten önceki erken safhada dental lamina dejenere olur.
  • Matriks üretimi veya sekretuar safha: Dişin mineralize dokusunun oluşumunda ilk olarak dentin üretilir. Daha sonra, kısmen mineralize mine matriksi daha önce oluşmuş dentinin üzerine çöker. Bu kısmen mineralize organik matriksi üreten hücreler sekretuar-safha ameloblastlardır. Bu hücreler kemikteki osteoblastlar gibi, ribozomal endoplazmik retikulum, Golgi kompleksi ve sekretuar granüllerin aktivitesiyle protein içeren bir matriks üretirler. Sekretuar safha ameloblastlar, gelecekteki minenin bütün kalınlığı tamamlanıncaya kadar mine matriksi üretmeye devam ederler.
  • Matriks maturasyonu: Kısmen mineralize mine matriksinin maturasyonu organik matriksin ortadan kalkması ve kalsiyum ve fosfatın olgunlaşan mine içine sürekli akışı ile gerçekleşir. Mine oluşumunun bu ikinci safhasında bulunan hücreler maturasyon- safhası ameloblastlar olarak isimlendirilir. Maturasyon safhası ameloblastlar sekretuar safha ameloblastlardan farklıdır ve bir transport epiteli olarak fonksiyon görürler, maddeleri olgunlaşan minenin içine ve dışına taşırlar. Maturasyon-safhası ameloblastların morfolojilerinde döngüsel değişiklikler olur. Kalsiyumun mine içine girişinde de döngüsel değişiklikler olur.
Sekresyon safhası-ameloblastlar: Polarize  prizmatik hücrelerdir ve mineyi üretirler. Gelişen mineye direkt olarak bitişik bulunurlar. Herbir ameloblastın apikal kutbu bir uzantı şeklindedir, Tomes prosesi adını alır ve gelişen mine tarafından çevrilidir. Hücrelerin tabanında  mitokondriler yoğun olarak bulundukları için, bu bölge hematoksilen-eozin boyasıyla eozinofilik olarak boyanır. Çekirdek mitokondrilere bitişik olarak bulunur, sitoplazmada rER, Golgi, sekretuar granüller ve diğer hücre elementleri bulunur. Hücrelerin apikal ve bazal bölgelerinde bağlantı kompleksleri bulunur. Bunlar ameloblastların bütünlük ve oryantasyonunu korurlar, çünkü ameloblastlar dentin-mine bileşkesinden uzağa hareket edebilirler. Aktin filamentleri bu bağlantı komplekslerine katılır ve gelişen mine üzerinde hareket eden sekresyon-safhası ameloblastlarla bağlantısı vardır. Bunu takiben ameloblastlar tarafından çubuk üretilir. Böylece matür minede, mine çubuklarının üretimi önceden sekretuar-safha ameloblastlar tarafından başlatılır.
            Sekretuar safha ameloblastların tabanları, stratum intermedium olarak isimlendirilen mine organı hücreleri tabakasına bitişiktir. Bu hücrelerin plazma membranı, özellikle ameloblastların tabanında alkalin fosfataz içerir, bu kalsifikasyonda aktif rol alan bir enzimdir. Yıldızsı mine organı hücreleri stratum intermediumun dışındadır ve bitişik kan damarlarından bir bazal lamina ile ayrılır.
Maturasyon-safhası ameloblastlar: Mine olgunlaşması için gerekli maddelerin transportunu yaparlar. Hücreler çizgili veya tırtıklı bir sınıra sahiptir. Çizgili sınırlı maturasyon safhası ameloblastlar, spesifik bir dönemin yaklaşık %70’ini, düz-sonlananlar ise %30’unu oluşturur. Mine olgunlaşması süresince stratum intermedium bulunmaz ve yıldızsı papiller hücreler maturasyon-safha ameloblastlara bitişiktir.
            Maturasyon-safha ameloblastlar ve bitişik papiller hücrelerde çok sayıda mitokondriyonlar bulunur. Onların varlığı büyük enerji gerektiren hücresel aktiviteyi gösterir. Bu hücreler bir transport epiteli olarak fonksiyon görürler.
            Moleküler biyolojideki yeni ilerlemeler, mine matriksinin yüksek oranda heterojen olabileceğini göstermiştir. Mine matriksi çok sayıda farklı genler tarafından kodlanan proteinler içerir.
            Gelişen minenin ekstrasellüler matriksinde bulunan temel proteinler şunlardır.
Amelogeninler, mine gelişiminin erken evrelerinde mine çubukları arasındaki aralıkların düzenlenmesi ve kurulmasında önemli rol oynayan proteinlerdir.
Ameloblastinler, erken sekretuar safhadan geç maturasyon safhasına kadar ameloblastlar tarafından üretilen proteinlerdir. Fonksiyonları iyi anlaşılmamıştır. Bununla beraber gelişim özellikleri, ameloblastinlerin amelogenezis üzerinde diğer proteinlerden daha fazla rol oynadığını düşündürmektedir. Mine kristallerinin uzamasını kontrol ederek mine mineralizasyonuna rehberlik yaptıkları düşünülmektedir.
Enamelinler, mine tabakası boyunca dağılan proteinlerdir. Bu mine proteinazları (ameloproteaz-1) olgunlaşan minede amelogeninlerin indirgenmesinden sorumludurlar.
Tuftelinler, dentin-mine bileşkesine yakın olarak lokalize asidik mine proteinleridir, mine kristallerinin nükleasyonuna iştirak ederler. Tuftelinler, mine öbeklerinde bulunurlar ve hipomineralizasyona sebep olurlar. Mine kümeleri matür mineye göre daha yüksek oranda organik materyal içerirler.
            Gelişen minenin maturasyonu, onun devamlı mineralizasyonuna yol açar. Böylece mine vücuttaki en sert doku haline gelir. Amelogeninler ve ameloblastinler mine olgunlaşması esnasında ortadan kaldırılır. Böylece olgun mine sadece enamelinler ve tuftelinleri içerir. Mine tam olarak oluştuktan sonra ameloblastlar dejenere olurlar.
 
CEMENTUM
            Cementum diş kökünü kaplar. Diş kökü soket veya maksilla ve mandibulanın alveolleri içinde yer alır. Sementum kalın bir kemik benzeri tabakadır ve sementositler tarafından sekrete edilir. Sementositler osteositlere benzer. Kemik gibi sementum da %65 mineral içerir. Sementumdaki lakün ve kanaliküller, sementosit ve uzantılarını içerir.
            Kemikten farklı olarak sementumda damar bulunmaz. Ayrıca, sementumdaki kanaliküller birbirleriyle bağlantılı bir ağ şebekesi oluşturmaz. Bir sementoblast tabakası sementumun dış yüzeyinde periodontal ligamentlere komşu olarak görülür.
            Kollagen fibriller sementum matriksinin dışına çıkar ve soket duvarının kemik matriksine gömülerek periodontal ligamentleri oluşturur. Bu fibriller kemikteki Sharpey fibrillerinin benzeridir. İlaveten, elastik fibriller de periodontal ligamentin bir komponentidir. Dişin soketleri içine bu şekilde yapışması dişe doğal olarak oluşan hafif bir hareket verir. Bu düzenleme dişin düzeltilmesi için kullanılan ortodontik prosedürlerin temelini oluşturur ve, dişin ve maloklüzyon kusurlarının azaltılmasını sağlar. Dişin doğru hareketleri esnasında soketlerdeki alveolar kemik rezorbe olur fakat sementum değişmez.
DENTİN
            Mine ve sementumun altında dentin bulunur. Dentin mineye göre daha az hidroksiapatit içerir. Dentin odontoblastlar tarafından sekrete edilir. Odontoblastlar, dentinin iç yüzeyinde epitelial bir tabaka oluştururlar, yüzeyleri pulpa ile temas halindedir. Ameloblastlar gibi odontoblastlar da prizmatik hücrelerdir, iyi gelişmiş bir rER, büyük bir Golgi aparatusu ve büyük miktarda protein sentezi ve sekresyonu için gerekli diğer organelleri içerirler. Odontoblastların apikal yüzeyleri oluşan dentinle temas halindedir. Odontoblastlar arasındaki bağlantı kompleksleri dentinal kompartmanı pulpa kompartmanından ayırır. Odontoblast tabakası geri çekilir, odontoblast uzantıları dentine dar kanallar şeklinde gömülür, bunlar dentinal tubüller olarak isimlendirilir. Tubül ve uzantılar uzamaya devam ederler çünkü dentin ritmik büyümeyle kalınlaşmaya devam eder. Dentinin ritmik büyümesi dentinde belirli ‘büyüme çizgileri’ (von Ebner’in çizgileri ve Owen’ın daha kalın çizgileri) oluşturur, bunlar belirli büyüme dönemlerine (neonatal çizgiler gibi) ve yabancı bir maddenin (kurşun gibi) dişin içine girdiğini gösterebilir. Büyüme çizgilerinin çalışılması adli tıp açısından faydalıdır.
            Predentin yeni sentez edilen organik matrikstir, odontoblastların hücre gövdesine yakındır ve henüz mineralize olmaktadır. Organik matriksteki proteinlerin çoğu kemiğe benzer fakat dentinde ayrıca iki farklı protein bulunmaktadır.
  • Dentin fosfoprotein, aspartik asit ve fosfoserinden zengindir ve büyük miktarlarda kalsiyum bağlar. Dentin fosfoprotein mineralizasyonun başlaması ile ve mineral boyutlarının ve şeklinin kontrolü ile ilgilidir.
  • Dentin sialoprotein, aspartik asit, serin, glisin ve glutamik asitten zengindir. Mineralizasyon prosesi ile ilgilidir.
Odontoblastlar tarafından, kollagen ve hidroksiapatit sekresyonunun alışılmadık bir özelliği mevcuttur. Golgi veziküllerinde oluşmuş filamentoz kollajen prekürsörleri bulunur. Kalsiyum içeren granüller bu prekürsörlere bağlanır ve abacus cisimleri olarak isimlendirilen yapılar oluşur. Abacus cisimleri sekretuar granüllere olgunlaşınca daha yoğun hale gelirler.
            Dentin odontoblastlar tarafından sentezlenir. Dişin ilk mineralize komponentidir ve hayat boyu sentezlenmeye devam eder. En dış dentin manto dentin olarak isimlendirilir ve subodontoblastik hücreler tarafından oluşturulur. Bu hücreler küçük kollagen fibril bantları üretirler. Odontoblastlar dental papillanın periferindeki hücrelerden ayrımlaşırlar. Progenitor hücreler tipik mezenkimal hücrelerin görünümüne sahiptir ve az sitoplazma içerirler. Odontoblastlara farklanmaları esnasında sitoplazmik volum ve organeller artar. Bu hücreler dental papillanın periferinde bir tabaka oluştururlar ve apikal uçlarında dentinin organik matriksini veya predentini üretirler.
Öncelikle predentin üretilir. Predentin kalınlaşınca, odontoblastlar hareket eder veya santrale doğru yer değiştirirler. Mineralizasyonun başlamasıyla odontoblastlar geri çekilmeye başlar, oluşan mineralize ürün dentindir. Hücreler santrale doğru hareket ettiği için odontoblastik uzantılar uzar, en uzunları mineralize dentinle çevrelenir. Yeni oluşan dentinde, dentinal tubüllerin duvarı, mineralize dentinin kenarlarıdır. Zamanla dentin hızlı bir şekilde dentinal tubüllerle kaplanır ve yüksek oranda mineralize bir hale gelir. Dentinin bu daha mineralize tabakası peritubuler dentin olarak isimlendirilir. İçinde kalan dentin ise intertubular dentin olarak isimlendirilir.
Dental pulpa ve santral pulpa kavitesi (pulpa odası)
Santral pulpa kavitesi, diş içinde dental pulpa tarafından oluşturulur ve yüksek oranda vaskülarize ve bol miktarda sinir desteği olan gevşek bağ dokusu ( embriyonik müköz bağ dokusu) yapısındadır. Pulpa kavitesi dişin genel şekline uygundur. Kan damarları ve sinirler,  diş kökünün apeksinden pulpa kavitesine girerler, burası apikal foramen olarak isimlendirilir.
            Kan damarları ve sinirler odontoblast tabakasının altında ve içinde vasküler ve nöral ağlar oluştururlar. Bazı çıplak sinir fibrilleri aynı zamanda dentinal tubüllerin proksimal bölümüne girerler ve odontoblastik uzantılarla bağlantı kurarlar. Odontoblastik uzantıların uyarıları diş yüzeyinden dental pulpadaki sinirlere ilettikleri düşünülmektedir. Birden fazla kökü olan dişlerde pulpa boynuzları köklerin içine yayılır ve çok sayıda sinir fibrilleri içerir. Bu fibrillerin çoğu dentinal tubüllere yayılır. Çünkü dentin hayat boyunca sentezlenmeye devam eder. Pulpa kavitesinin hacmi ise yaşla azalır.
Dişin destekleyici dokuları
Dişin destekleyici dokuları, maksilla ve mandibulanın alveolar prosesinin alveolar kemiğini, periodontal ligamentleri ve diş etini içerir. Maksilla ve mandibulanın alveolar prosesinde, dişin kökleri için alveol soketleri bulunur.
            Alveolar kemik ince bir tabaka kompakt kemiktir ve alveol duvarlarını oluşturur. Periodontal ligamentler alveolar kemiklere bağlanır. Alveolar prosesin kalan bölümleri ise destekleyici kemiği oluşturur.
            Alveolar kemik yüzeyinde, özellikle bir diş hareket ettirildiği zaman, kemik rezorpsiyonu bölgeleri ve kemik tortuları görülebilir. Periodontal patoloji genellikle alveolar kemik kaybına yol açar.
            Periodontal ligament dişin çevredeki kemiğe bağlanmasını sağlar. Dişi çevresindeki kemiğe bağlayan fibröz bağ dokusudur. Bu ligament aynı zamanda periodontal membran olarak isimlendirilir, fakat her iki terim de onun yapı ve fonksiyonunu yeterince açıklamıyor. Periodontal ligament dişte,
  • Dişin alveolar kemiğe bağlanmasını,
  • Dişin desteklenmesini,
  • Kemiğin yeniden yapılanmasını (dişin hareketi süresince),
  • Dişin çıkmasını tedarik eder.
Periodontal ligamentin histolojik kesitlerinde yoğun ve gevşek bağ dokusu alanları içerdiği gözlenir. Yoğun bağ dokusu kollagen fibriller ve kollagen fibrillerin uzun eksenine paralel uzanmış fibroblastlar içerir. Fibroblastların, kollagen fibrilleri arkasında sürükleyerek ileri-geri hareket ettiklerine inanılır. Periodontal fibroblastlar aynı zamanda iç bölgelerinde kollagen fibriller içerirler ve bunlar sitoplazmik lizozomların hidrolitik enzimleri tarafından hidroliz edilir. Bu gözlemler gösteriyor ki  fibroblastlar kollagen fibrilleri sadece üretmezler aynı zamanda rezorbe ederler. Bu şekilde, dişin gerilim ve hareket için ihtiyacını yerine getirirler.
            Periodontal ligamentin gevşek bağ dokusu kan damarları ve sinir sonlanmaları içerir. Periodontal ligament fibroblastlar ve ince kollagen fibrillere ilaveten ince ve uzunlamasına yerleşmiş oksitalan fibrilleri içerir. Oksitalan fibrilleri kemik veya sementuma bağlanmıştır. Bir bölümü ise kan damarlarının adventisyası ile beraber gözlenir.
            Diş eti, oral mukozanın diş boynu çevresinde lokalize özelleşmiş bir bölümüdür. Sıkı olarak dişlere ve alveolar kemik dokuya bağlanır. Diş eti iki bölümden oluşur,
  • Diş eti mukozası, çiğneyici mukozaya benzer.
  • Bağlantı epiteli, sıkı bir şekilde dişlere yapışır. Bağlantı epiteli tarafından bazal-lamina benzeri bir materyal sekrete edilir, bu materyal diş yüzeyine sıkı olarak yapışır. Hücreler daha sonra bu materyale hemidesmozomlarla yapışır. Bazal lamina ve hemidesmozomlar birlikte epitelial bağlantı adını alır. Genç bireylerde, bu bağlantı mineye olur. Yaşlı bireylerde ise, sementuma olur.
Bağlantı epitelinin dişe bağlandığı yerin yukarısında sığ bir yarık bulunur, gingival sulkus (dişeti oluğu), adını alır ve bağlantı epitelinin devamı olan yarık epiteli ile sınırlıdır. Periodontium terimi, dişin maksilla ve mandibulaya bağlantısında bulunan bütün dokuları ifade eder. Bu terim, yarık ve bağlantı epitelini, sementumu, periodontal ligamenti ve alveolar kemiği kapsar.
 
TÜKRÜK BEZLERİ
            Majör tükrük bezleri çift yapıdadır ve oral kaviteye açılan uzun kanalları vardır. Parotis ve submandibular bez aslında oral kavitenin dışında lokalizedir, sekresyonları oral kaviteye kanallarla ulaşır. Parotis bezi başın temporal bölgesinde kulağın ön-alt bölgesinde lokalizedir. Submandibular bez ise ağız tabanının altında, boyunun submandibular üçgeninde yer alır. Sublingual bez ise ağız tabanında yer alır.
            Minör tükrük bezleri ise oral kavitenin çeşitli yerlerinde submukozada lokalizedir. Başlıca, lingual, labial, buccal, molar ve palatin bezlerdir.
            Herbir tükrük bezi gelişen oral kavite epitelinden köken alır. Bezler başlangıçta mezenkime giren solit bir hücre kordonu şeklini alırlar. Epitelial hücrelerin proliferasyonuyla sonunda oldukça dallanmış ve şişkin birer son kısımları olan epitelial kordonlar oluşur. En iç hücrelerin dejenerasyonu hücre kordonlarının şişkin kısımlarının kanalizasyonuna yol açar. Kordonlar kanal haline gelir ve şişkin son kısımlar sekretuar asinus haline gelir.
Salgı bezi asinusu:
Salgı asinusları lobüller şeklinde lokalizedir.
Major tükrük bezleri orta derecede yoğun bağ dokusu içeren bir kapsülle sınırlıdır. Kapsülden ayrılan septalar bezi loblara ve lobüllere ayırır. Bu bağ dokusu septalar içinde büyük kan damarları ve boşaltım kanalları bulunur. Minör tükrük bezlerinin kapsülü bulunmaz.
            Majör ve minör tükrük bezlerinde asinusları çevreleyen bağ dokusunda çok sayıda lenfosit ve plazma hücreleri  bulunur. Bunlar tükrük antikorlarının sentezinde önemlidir.
            Seröz, müköz ve miks tip olmak üzere üç çeşit asinus bulunmaktadır. Tükrük bezlerinin temel salgı üniti salivon adını alır; asinus, intercalated duktus, çizgili kanal ve boşaltım kanallarını içerir. Asinus, salgı hücrelerinden oluşan kör bir kesedir. Tükrük bezlerinin asinusları, seröz hücreler (protein salgılar), müköz  hücreler (müsin salgılar) veya   her ikisini de içerir.
  • Seröz asinus, sadece seröz hücreler içerir ve genellikle sferiktir.
  • Müköz asinus, sadece müköz hücreler içerir ve genellikle tubulerdir.
  • Miks asinus, hem seröz hem müköz hücreler içerir. Histolojik preparatlarda müköz hücrelerin başında seröz hücrelerden oluşan bir başlık bulunur, buna seröz yarımay denir.
Seröz yarımaylar aslında geleneksel fiksasyon yöntemlerinin artefaktlarıdır. Işık ve elektron mikroskop için rutin preparasyonlarda, seröz hücreler yarımay şeklinde gözlenirler. Dokuların sıvı nitrojende hızlı dondurulması ve bunu takiben soğuk asetonda osmiyum tetroksitle hızlı dondurma, müköz ve seröz hücrelerin salgı asinusunun lümeni çevresinde aynı hizada bulunduklarını göstermiştir. Yani seröz yarımay diye bir şey aslında yoktur. Aynı örnekten geleneksel yöntemlerle hazırlanan preparatlarda, müköz hücreler şişmiş olarak görülür ve sitoplazmalarında büyük salgı granülleri gözlenir. Seröz hücreler asinusların periferal bölgesinde gözlenir ve muköz hücreler arasında seröz hücrelerin ince sitoplazmik uzantıları bulunmaktadır. Bu bulgular, ışık ve elektron mikroskopta gözlenen yarımayların birer fiksasyon artıkları olduklarını gösteriyor. Seröz yarımay oluşumu müsinojenin (salgı granüllerinin majör komponenti) rutin fiksasyon esnasında genişlemesinden dolayı olabilir. Bu genişleme müköz hücrelerin volümünü artırır ve seröz  hücrelerin yerlerini değiştirmesine yol açar. Böylece yarımay görünümü ortaya çıkar. Benzer bir fenomen ince barsak mukozasında da görülür, bazen şişmiş goblet hücreleri bitişik absorptif hücrelerin yerini değiştirir.
Seröz hücreler protein sentezleyen hücrelerdir
Seröz hücreler piramidal şekillidir, bazal laminaya bakan yüzeyleri nispeten geniştir, asinus lümenine bakan apikal yüzeyleri ise dardır. Büyük miktarlarda rER, serbest ribozomlar, iyi gelişmiş Golgi kompleksi ve çok sayıda sferik salgı granülleri içerirler. Pekçok protein salgılayan hücrede olduğu gibi salgılarını zimojen granüllerde depolarlar, granüller apikal sitoplazmada lokalizedir. Diğer organellerin çoğu bazal veya perinüklear sitoplazmada lokalizedir. H-E ile boyanmış kesitlerde, seröz hücreleri bazal sitoplazmaları hematoksilenle boyanırlar, çünkü bu bölge rER ve serbest ribozomlardan zengindir. Apikal sitoplazma ise eozinle boyanır, çünkü bu bölgede salgı granülleri bulunmaktadır.
            Transmisyon elektron mikroskopta incelendiği zaman seröz hücrelerin tabanında plazma membranının içe katlanmaları ve bazal-lateral katlantılar gözlenir. Bazal-lateral katlantılar uzantı şeklindedir ve komşu hücrelerin aynı yapılarıyla iletişim kurarlar. Seröz hücreler apikal yüzeylerine yakın olarak komşu hücrelere bağlantı kompleksleri ile bağlanırlar.
Müköz hücreler müsin salgılayan hücrelerdir
Diğer müküs salgılayan epitellerde olduğu gibi, müköz hücreler döngüsel aktiviteye uğrarlar. Öncelikle müküs sentezlenir ve müsinojen granülleri şeklinde depolanır. Hormonal ve nöral stimülasyonla ürün boşaldığı zaman hücre yeniden müküs sentezlemeye başlar. Musinojen granüllerinin çoğu veya hepsi boşaldıktan sonra hücreyi inaktif bir seröz hücreden ayırtetmek güçtür. Bununla beraber, pekçok müköz hücre apikal sitoplazmalarında büyük miktarlarda musinojen granülleri içerirler fakat H-E boyalı parafin kesitlerde musinojen kaybolduğu için hücrenin apikal bölümü genellikle boş olarak gözlenir. Transmisyon elektron mikroskop preparasyonlarında rER, mitokondriyon ve diğer organeller esas olarak hücrenin bazal bölümünde görülür. Çekirdek tipik olarak düzleşmiştir ve hücrenin tabanında yer alır. Hızlı- dondurma preparasyonlarında hücreler yuvarlaktır ve birbirlerinden kolayca ayırt edilir. Çekirdek yuvarlak ve merkezi yerleşimlidir. Muköz hücrelerin apikal bölümünde çok sayıda musinojen granülleri ve büyük bir Golgi apparatusu bulunur.Golgi aparatusunda musinin glikoprotein komponentini yapmak için büyük miktarda karbonhidrat bir proteine eklenir. Muköz hücreler apikal bölgelerinde bağlantı kompleksleri içerirler, bunlar seröz hücreler arasında olana benzerdir.
Myoepitelial hücreler asiner salgı hücrelerinin bazalinde yer alan kontraktil hücrelerdir
Myoepitelial hücreler çok sayıda uzantıları olan kontraktil hücrelerdir. Epitelial hücrelerin bazal plazma membranı ile epitelin bazal laminası arasında yer alırlar. Myoepitelial hücreler aynı zamanda kanal sisteminin proksimal bölümünün hücrelerini de çevreler. Her iki lokalizasyonda da salgı ürünlerinin boşaltım kanalına doğru iletilmesinde  rol oynar. H-E kesitlerde bazen tanımlanmaları güçtür. Hücrenin çekirdeği sıklıkla bazal membrana yakın küçük, yuvarlak bir profil olarak görülür. Kontraktil filamentler eozinle boyanır, bazen bazal membrana bitişik kalın eozinofilik bant şeklinde gözlenir.
Tükrük bezi kanalları
Asinusların lümeni aşağıdaki kanallarla devam eder,
  • İntercalated ductus, salgının asinus lümeninden sonra ilk gittiği kanaldır.
  • Çizgili kanal, kanalı oluşturan prizmatik hücrelerin bazal plazma membranlarının katlantıları çizgilenmeler oluşturduğu için bu şekilde isimlendirilir.
  • Boşaltım kanalları, büyük kanallardır, oral kaviteye açılırlar.
İntercalated kanalların ve çizgili kanalların gelişimleri asiner sekresyonun tabiatına bağlı olarak farklıdır. Seröz bezler iyi gelişmiş intercalated ve çizgili kanallara sahiptir, bunlar sekresyondan spesifik komponenterin absorpsiyonunu yaparlar ve ayrıca son salgı ürününü oluşturmak için ilave bileşikler salgılarlar. Müköz bezlerde ise sekresyon modifiye edilmez, intercalated kanallar çok zayıf gelişmiştir, H-E preparatlarda tanımlanamayabilir. Ayrıca çizgili kanal içermezler.
İntercalated kanallar bir salgı asinusu ve daha büyük bir kanal arasında lokalizedir.
İntercalated kanallar alçak kübik epitelle sınırlıdır. Hücreler karbonik anhidraz aktivitesine sahiptir. Seröz bezlerde,
  • Asiner ürüne bikarbonat sentezledikleri ve
  • Asiner üründen klorit iyonlarını absorbe ettikleri gösterilmiştir.
Tükrük bezlerinde intercalated duktuslar çok önemlidir. İntercalated duktuslar kısadır ve tanımlanmaları güçtür.
Çizgili kanal hücreleri çok sayıda bazal plazma membranı içe katlantıları içerirler
Çizgili kanal hücreleri basit kübik epitelle sınırlıdır fakat boşaltım kanallarına yaklaştıkları yerde epitel prizmatik epitele dönüşür. Histolojik kesitlerde bazal plazma membranı içe katlantıları ‘çizgilenmeler’ şeklinde görülür. İçe katlantıların içinde longitidunal oryantasyonlu uzamış mitokondriyonlar bulunur. Bazal içe katlantılar ve uzamış mitokondriyonlar sıvı ve elektrolitlerin reabsorpsiyonu için özelleşmiş morfolojik bölgelerdir. Çizgili kanal hücreleri aynı zamanda bitişik hücrelerle bağlantı kuran çok sayıda bazal-lateral katlantı içerirler. Hücrelerde çekirdek tipik olarak merkezidir. Çizgili kanallarda,
Primer sekresyondan sodyum reabsorpsiyonu ve sekresyon içine K+ ve HCO3 salgılaması yapılır.
Sodyum reabsorpsiyonu potasyum sekresyonundan fazladır. Bu şekilde sekresyon hipotonik hale gelir. Sekresyon hızlı olduğu zaman tükrükte sodyum yüksek, potasyum düşük olur. Çünkü reabsorpsiyon ve sekonder sekresyon sistemlerinden dolayı tükrük salgısının primer sekresyon durumu korunmaz. Böylece tükrük izotonik durumdan hipertonik duruma geçebilir.
            Çizgili kanalların çapı sıklıkla salgı asinuslarından büyüktür. Bezlerin parankiminde yerleşir ve intralobüler kanallar adını da alır. Fakat kan damarları ve sinirler içeren küçük miktarda bağ dokusu ile de çevrili olabilir.
Boşaltım kanalları interlobuler ve interlobar bağ dokusunda bulunur.
Boşaltım kanalları herbir majör tükrük bezinin esas kanallarını oluşturur. Onlar sonuçta oral kaviteye açılırlar. Küçük boşaltım kanallarının kanallarının epiteli basit kübik epiteldir. Daha sonra yalancı çok katlı prizmatik veya çok katlı kübik epitel şekline dönüşür. Kanal çapı arttıkça çok katlı prizmatik epitel sık görülür ve kanal oral epitele yaklaştıkça çok katlı yassı epitel görülebilir. Parotid kanal (Stensen kanalı) ve submandibular kanal (Wharton kanalı) sırasıyla yüz ve boyunun bağ dokusunda bulunur.
PAROTİS BEZİ
Majör tükrük bezlerinin en büyüğüdür. Bezden çıkan parotis kanalı kulağın ön-alt kısmında lokalizedir ve ikinci üst molar diş hizasında oral kaviteye açılır. Salgı üniti olarak seröz asinuslar bulunur. Çok sayıda uzun ve dar intercalated kanallar içerir. Çizgili kanallar büyük ve göze çarpıcıdır.
            Parotis bezinde sıklıkla büyük miktarlarda yağ dokusu bulunur, ve bu ayırtedici özelliklerinden biridir. Fasial sinir bu bezin büyük enine kesitlerinde H-E boyamalarda görülebilir ve parotisin tanınmasında faydalıdır. Kabakulak parotis bezinin viral bir enfeksiyonudur ve fasial sinir harabiyeti görülebilir.
SUBMANDİBULAR BEZ
Submandibular bez miks tip bezdir ve insanlarda asinusların çoğunluğu seröz tiptedir. Her iki tarafta bulunan bezin kanalları dilin frenulumunun lateralinde ağız tabanında lokalize bir papillaya açılır. Dominant olarak seröz asinuslar içerir. Bazı müköz asinusların üzerinde seröz yarımaylar görülür. İntercalated kanallar parotise göre daha az yaygındır.
SUBLİNGUAL BEZ
Sublingual bez majör tükrük bezlerinin en küçüğüdür ve miks yapıdadır. İnsanlarda çoğunluğu mukus sekrete eden hücrelerden oluşur. Küçük sublingual kanallar direkt olarak ağız tabanına açılırlar veya submandibular kanala boşalırlar. Dominant olarak müköz asinuslar bulunur ve müköz asinusların bir bölümü seröz yarımay içerir. Saf seröz asinuslar nadiren görülür. İntercalated kanallar ve çizgili kanallar kısadır, lokalize edilmeleri güçtür veya bazen yoktur. Müköz salgı asinusları saf asiner olmaktan ziyade tubular yapıdadır.
TÜKRÜK
Tükrük majör ve minör tükrük bezlerinin salgılarının kombinasyonunu içerir. Tükrüğün çoğu tükrük bezleri tarafından üretilir, az bir bölümü ise gingival sulkus, tonsiller kriptler ve oral kaviteyi sınırlayan epitelin sızıntısından oluşur. Tükrüğün yegane özelliklerinden biri de büyük ve değişken bir volümlerinin olmasıdır. Volüm olarak diğer sindirim sekresyonlarından 40 kat fazladır. Tükrük volümünün çoğunluğu şüphesiz pekçok fonksiyonuyla ilgilidir, sadece birbölümü sindirim ile ilgilidir.
Tükrük koruyucu ve sindirim fonksiyonlarını gerçekleştirir.
Tükrük bezleri günde yaklaşık 1200mL tükrük salgılar. Tükrüğün metabolik ve nonmetabolik aktivitelerle ilgili çok sayıda fonksiyonu bulunmaktadır. Bunlar,
Oral mukozanın ıslatılması
Yutmaya yardımcı olmak için kuru yiyeceklerin ıslatılması
Erimiş yiyecekler için bir medyum tedarik eder ve bu şekilde tat tomurcuklarının aktive olmasını sağlar.
Oral kavite içeriğini yüksek konsantrasyonda bikarbonat iyonu içeriğinden dolayı tamponlama
Sindirim enzimi α-amilaz vasıtasıyla karbonhidratların sindiriminde rol oynar. Bu enzim 1-4 glikozidik bağları kırar ve fonksiyonuna özefagus ve midede devam eder.
Lizozim (muramidaz) enzimi ile oral kavitenin bakteriyel florasını kontrol eder. Bu enzim belirli bakterilerde muramik asidi lizise uğratır.
Tükrük normal diş gelişimi ve korunması için gerekli kalsiyum ve fosfat iyonları için bir kaynaktır.
Kalsiyum ve fosfat yeni çıkmış dişin mineralizasyonu için gereklidir. Ayrıca yeni çıkmış dişin minesindeki lezyonların tamirinde de rol oynar. İlaveten, tükrüğün dişin korunmasında çeşitli rolleri vardır. Tükrükteki protein dişleri koruyucu bir tabaka ile kaplar bu tabaka ‘kazanılmış zar’ adını alır. Antikorlar ve diğer antibakteriyel ajanlar, bakteriyel aksiyonları geriletirler, aksi takdirde diş çürüğü oluşur. Tükrük bezleri radyasyona uğramış hastalarda normal miktarlarda tükrük üretilemez ve çürük oluşur. Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan antikolinerjik ilaçlar da tükrük salgısını azaltırlar.
Tükrüğün immünolojik fonksiyonları bulunmaktadır                                                    
Tükrük antikorlar içerir, salivary immünglobulin A olarak isimlendirilir. Ig A, salgı asinuslarını çevreleyen bağ dokusunda bulunan plazma hücreleri tarafından üretilir, dimerik ve monomerik formları bağ doku matriksine salınır. Tükrük bezi hücreleri tarafından bir salgı glikoproteini sentezlenir ve plazma bazal membranı içine yayılır, burada dimerik IgA için bir reseptör görevi yapar.
            Dimerik IgA reseptöre bağlandığı zaman, sekretuar IgA kompleksi oluşur. Bu oluşum reseptör-aracılı endositozis ile hücre içine alınır ve asiner hücre boyunca taşınarak apikal plazma membranına alınır. Burada lümene sekretuar Ig A olarak salınır.
Tükrük su, değişik proteinler ve elektrolitler içerir
Tükrük esas olarak, su, proteinler ve glikoproteinler (enzimler ve antikorlar)ve elektrolitler içerir. Kandan yaklaşık olarak 7 kat yüksek bir potasyum konsantrasyonuna sahiptir. Sodyum konsantrasyonu ise yaklaşık olarak kanın onda biridir. Bikarbonat konsantrasyonu kandan yaklaşık olarak 3 kat fazladır. Tükrükte ayrıca önemli miktarlarda kalsiyum, fosfor, klorit, tiosiyanat ve üre bulunur. Lizozim ve α-amilaz, bulunan temel enzimlerdir.

 

Bir Cevap Yazın