Sindirim Sistemi Hist. 2

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.


GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir [açılan sayfada klavyeden ctrl+S yapmanız yeterli]

Önizleme ;

 

GASTROİNTESTİNAL SİSTEM
Özefagustan anüse kadar uzanan sindirim kanalı değişik çaplar gösterir. Temel yapı organizasyonu sindirim kanalının tamamında birbirine benzer. Sindirim kanalının tamamı lümenden itibaren dört tabakadan oluşur,
  • Mukoza, lümeni sınırlayan bir epitel, bunun altında bağ dokusundan oluşan lamina propriya ve lamina propriyayı çevreleyen düz kas tabakasından oluşan muskularis mukoza tabakasından oluşan tabakaya mukoza adı verilir.
  • Submukoza, yoğun, düzensiz bağ dokusu içeren tabakadır.
  • Dış kas tabakası, çoğunluk iki tabaka düz kas tabakasından oluşur.
  • Seroza, basit yassı epitelle sınırlıdır, az miktarda bağ dokusu içerir. Sınırlayan seröz membrana mezotel adı verilir. Adventisya ise sadece bağ dokusu içerir, mezotel içermez ve direk olarak bitişik yapılara bağlanır.
Mukoza
Sindirim kanalında mukoza yapısı bölgesel farklılıklar gösterir. Mukozanın üç temel fonksiyonu bulunur, savunma, absorpsiyon ve sekresyon olmak üzere.
Epitel lumen içeriği ile gastointestinal sistemin kalan bölümleri arasında bariyer görevi yapar, antijenlerin, patojenlerin ve diğer zararlı maddelerin girmesini engeller. Sindirim içeriğinin ve su gibi diğer gerekli maddelerin hücre boyunca transportunu ve ekstrasellüler aralığa geçmesini sağlarlar.
Mukozanın absorptif fonksiyonu sindirilmiş besinlerin, su ve elektrolitlerin kan ve lenf damarlarına geçmesini sağlar
Sindirilmiş besinlerin, su ve elektrolitlerin efektif absorpsiyonu mukoza ve submukozanın sindirim kanalı lümenine doğru projeksiyonlarından dolayı olasıdır. Bu yüzey projeksiyonları absorpsiyona elverişli yüzey alanını büyük ölçüde artırırlar ve boyut ve oryantasyonları değişiktir. Yapı olarak aşağıdaki şekillerde bulunabilirler,
  • Plika sirkulares, ince barsak uzunluğunun çoğunda bulunan dairesel olarak düzenlenmiş, submukoza katlantılarıdır.
  • Villuslar, ince bağırsağın bütün yüzeyini kapsayan mukozal projeksiyonlardır. Sindirim ürünlerinin absorpsiyonu için esas alanlardır.
  • Mikrovilluslar, intestinal absorptif hücrelerin apikal yüzeylerinin mikroskopik yansımalarıdır, absorpsiyon için elverişli yüzeyi artırırlar.
İlaveten, glikoproteinler içeren glikokaliksler epitelial absorptif hücrelerin apikal plazma membranı üzerinde bulunur ve absorptif hücreler tarafından sekrete edilen enzimleri içerir. Protein ve şekerlerin sindiriminin son basamağı için esansiyeldir. Epitel spesifik olarak sindirim ürünlerini absorbe eder ve diğer dokulara dağıtmak için vasküler sisteme transportunu sağlar.
Mukozanın sekretuar fonksiyonu mukozanın yağlanmasını sağlar ve sindirim enzimleri, hormonlar ve antikorların sindirim kanalı lümenine ulaştırılmasını sağlar
Sekresyon büyük oranda sindirim kanalının uzunluğu boyunca dağılan bezler tarafından gerçekleştirilir. Sekretuar ürünler koruyucu yağlama için mukus tedarik ederler, aynı zamanda enzimler, hidroklorik asit, peptit hormonları, antikorlar ve su salgılarlar.
            Sindirim kanalının bezleri lümen epitelinin invajinasyonlarından oluşur;
  • Mukozal bezler, lamina propriyada bulunur.
  • Submukozal bezler, salgılarını ya direkt olarak mukozal bezlerin lümenine boşaltırlar veya kanallarla mukoza boyunca geçerek luminal yüzeye boşaltırlar.
  • Ekstramural bezler, karaciğer ve pankreas ekstramural sindirim bezleridir, salgılarını duodenuma ulaştırırlar.
Lamina propriya
Lamina propriya gevşek bağ dokusu yapısındadır. Lamina propriya bezler ve absorbe edilen maddeleri transportunu sağlayan kan damarları içerir, aynı zamanda immün sistemin bir komponentidir. Mukozal bezler lamina propriyada bulunur. İlaveten, sindirim kanalının bazı bölgelerinde (özefagus ve anal kanal) lamina propriya mukus-sekrete eden bez kümeleri içerir. Onlar genelde mekanik ve kimyasal hasardan mukozayı korumak için epitelial yüzeyi yağlarlar.
Absorbsiyonun oluştuğu sindirim sistemi segmentlerinde, esas olarak ince barsak ve kolonda absorbe edilen sindirim ürünleri lamina propriyada bulunan kan ve lenfatik damarlara geçerler. Tipik olarak kan kapillerleri pencereli tiptedir ve absorbe edilen metabolitlerin çoğunu biriktirirler. İnce bağırsakta lenfatik kapiller çok sayıdadır ve absorbe edilen lipit ve proteinin çoğunu alırlar.
Lamina propriyadaki lenfatik doku immünolojik bariyer olarak fonksiyon görür ve lümenden mukoza içine giren patojen ve diğer antijenik maddelere karşı mukozayı korumada rol alır. Lenfatik doku aşağıdaki şekillerde bulunabilir,
  • Diffüz lenfatik doku, çok sayıda lenfosit ve plazma hücreleri içerir. Epitelin intersellüler aralıklarında da geçici olarak lenfositler bulunabilir.
  • Lenfatik noduller, iyi gelişmiş germinal merkezleri bulunur.
  • Eozinofiller, makrofajlar ve bazen nötofiller,
Diffüz lenfatik doku ve lenfatik nodüller gut-associated lymphatic tissue (GALT) şeklinde isimlendirilir. Distal ince barsakta yani ileumda yaygın bulunan lenfatik nodüller Peyer plakları olarak isimlendirilir ve lamina propriya ve mukozanın büyük bir bölümünü kaplarlar. Appendikste de küme yapmış lenfatik nodüller görülür.
Muscularis mukoza
Mukoza ve submukoza arasında bağ oluşturur. İç sirküler ve dış longitidunal şeklinde düzenlenmiş düz kas tabakasından oluşur. Bu kasların kontraksiyonu mukozanın hareketini sağlar ve kabarıklıklar ve oluklar oluşturarak absorpsiyonu ve sekresyonu kolaylaştırır. Mukozanın bu lokalize hareketi, bütün sindirim kanalının peristaltik hareketinden bağımsızdır.
Submukoza
Yoğun düzensiz bağ dokusu tabakasıdır, kan damarları, lenfatikler, sinir pleksusu ve bazen bezler içerir. Submukoza; mukozaya, dış kas tabakasına ve serozaya dallar veren daha büyük kan damarları içerir. Submukozada aynı zamanda lenfatik damarlar ve bir sinir pleksusu bulunur. Submukozadaki yaygın sinir ağı sempatik orjinli olanlar, parasempatik ganglionlar ve preganglionik ve postganglionik parasempatik sinir fibrilleridir. Parasempatik ganglionların sinir hücre gövdeleri ve onların postganglionik sinir lifleri enterik sinir sisteminde bulunur. Enterik sinir sistemi otonom sinir sisteminin üçüncü bölümüdür. Bu sistem primer olarak sindirim kanalının düz kas tabakasının inervasyonundan sorumludur, santral sinir sisteminden tamamen bağımsız bir şekilde fonksiyon görürler. Submukozada, miyelinsiz sinir fibrilleri ağı ve ganglion hücreleri submukozal pleksusu (Meisner pleksusu) oluşturur.
Bazen submukozada belirli lokalizasyonlarda bezler bulunur. Örneğin, özefagus ve duodenumda. Histolojik kesitlerde bu bezlerin varlığı belirli sindirim kanalı bölgelerinin ayırtedilmesini sağlar.
Dış kas tabakası (Muskularis eksterna)
Sindirim kanalının pekçok bölgesinde dış kas tabakası konsantrik ve nisbeten kalın iki tabaka düz kasdan oluşur. İç tabakadaki hücreler sıkı bir spiral oluştururlar, ve sirküler düzenlenmiş tabaka adını alır. Dış tabaka ise gevşek bir spiral oluşturur ve longitidunal düzenlenmiş tabaka adını alır. İki kas tabakası arasında ince bir bağ dokusu tabakası bulunmaktadır. Bu bağ dokusu içinde myenterik pleksus (Auerbach pleksusu) bulunur. Postganglionik parasempatik nöronların ve enterik sinir sistemi nöronlarının hücre gövdelerini (ganglion hücreleri) içerir. Bu bağ dokusu içinde aynı zamanda kan damarları ve lenfatik damarlar da bulunur.
Dış kas tabakasının kontraksiyonları karışıktır ve sindirim içeriğini ileriye doğru iter. Muskularis eksternanın iç sirküler tabakasının kontraksiyonları lümeni sıkıştırarak lümen içeriğini baskılar ve karıştırır. Bu kas tabakalarının yavaş ve ritmik kontraksiyonları enterik sinir sisteminin kontrolü altındadır ve bir peristalsizm oluşturulur.
Sindirim tüpü boyunca bazı alanlarda dış kas tabakası farklıdır. Örneğin, özefagusun proksimal bölümünün duvarında (faringoözefagial sfinkter) ve anal kanal çevresinde (external anal sfinkter) çizgili kas dış kas tabakasının bir bölümünü oluşturur. Midede üçüncü bir kas tabakası daha bulunmaktadır, sirküler tabakanın altında yer alan oblik düzenlenmiş düz kas tabakasıdır.  Ayrıca kolonda longitidunal düzenlenmiş düz kas tabakasının bir bölümü kalınlaşarak eşit aralıklı üç ayrı longitidunal bant oluştururlar. Bunlar tenya koli  olarak isimlendirilir. Kontraksiyon esnasında, tenyalar içeriğin hareketi için kolonu kısaltırlar.
Sirküler düz kas tabakası sindirim kanalı boyunca spesifik lokalizasyonlarda sfinkterler oluşturur.
Sindirim kanalı boyunca sirküler kas çeşitli noktalarda kalınlaşarak sfinkterleri ve valvleri (kapakçık) oluştururlar.
Faringoözefageal sfinkter, krikofaringeus kasının en alt bölümü fizyolojik olarak süperior özefageal sfinkter olarak isimlendirilir ve havanın özefagusa girmesini engeller. İnferior özefageal sfinkter özefagus ve mide arasında bir basınç farkı oluşturur, gastrik içeriğin özefagusa reflu olmasını engeller.
Pilorik sfinkter, duodenum ve midenin piloru arasındaki bölgede lokalizedir. Duodenuma kimus (midenin kısmen sindirilmiş içeriği) salınımını  kontrol eder.
İleoçekal valv, ince ve kalın bağırsak bileşkesinde lokalizedir. Kolon içeriğinin distal ileuma reflusunu önler. İleumda bakterial içerik düşüktür, kolonda ise bakterial içerik yüksektir.
İnternal anal sfinkter, anal kanalı çevreler. Defakasyon dışında feçesin rektumdan anal kanala geçmesini engeller.
Seroza ve adventisya
Seroza; basit yassı epitelle kaplı seröz bir membran olan mezotelyum ve altında az miktarda bağ dokusundan oluşur. Gross anatomide tanımlanan viseral peritona karşılık gelir. Seroza sindirim kanalının en yüzeyel tabakasıdır ve peritoneal kavitede asılı durur. Böylece seroza mezenter ve abdominal kavitenin sınırı ile devam eder.
            Serozada büyük kan ve lenfatik damarlar ve sinirler bulunur. Serozadaki bağ dokusunda büyük miktarlarda yağ dokusu bulunabilir.
            Sindirim kanalında bazı bölümler seroza içermez. Özefagusun torasik bölümü, duodenum, inen ve çıkan kolon, rektum ve anal kanalda seroza bulunmaz. Bu yapılar abdominal ve pelvik duvara adventitia olarak isimlendirilen bağ dokusu ile bağlanırlar.
ÖZOFAGUS
            Özofagus yiyecek ve sıvıyı farinksten mideye ileten karışık yapılı muskuler bir tüptür. Boyun ve mediastinumda seyrettiği yerlerde bitişik yapıların bağ dokusuna fikse olur.  Abdominal kaviteye girdiği zaman, kısa bir mesafede (yaklaşık olarak 1-2cm) özgürdür. Özofagusun bütün uzunluğu 25 cm’dir. Enine kesitlerde lumen normalde kollabe olmuş durumdadır ve longitidunal katlantılarla dallanmış durumdadır. Yiyecekler geçtiği zaman özofagus lümeni mukozal hasar olmaksızın genişler. İnsanlarda özofagus lümeni keratinize olmayan çok katlı yassı epitelle sınırlıdır. Pekçok hayvanda ise epitel keratinizedir İnsanlarda yüzey hücreleri keratohiyalin granülleri içerebilir fakat keratinizasyon normalde oluşmaz. Epitelin altında bulunan lamina propriya sindirim kanalı genelinde olduğu gibi gevşek bağ dokusu yapısındadır. Diffüz lenfatik doku ve lenfatik nodüller bulunur. Özofageal kardiak bezler içerir.
Mukozanın en alt tabakası muskularis mukozadır. Muskularis mukoza longitidunal olarak düzenlenmiş düz kas tabakasından oluşur ve krikoit kıkırdak düzeyi yakınından başlar. Özofagusun proksimal bölümünde alışılmadık bir şekilde kalındır ve olası olarak yiyeceklerin iletilmesine yardımcı olur.
            Submukoza yoğun, düzensiz bağ dokusu tabakasıdır, büyük kan damarları, lenfatik damarlar, sinir fibrilleri ve ganglion hücreleri içerir. Sinirler ve ganglion hücreleri submukozal pleksusu (Meissner pleksusu)  oluşturur. Aynı zamanda bezler de bulunur. Diffüz lenfatik doku ve lenfatik nodüller en çok özofagusun üst ve alt bölümlerinde bulunur.
            Muskularis eksterna iç sirküler ve dış longitidunal olmak üzere iki tabakadan oluşur. Muskularis eksterna sindirim kanalının diğer bölgelerinden farklıdır. Üst 1/3 bölümü çizgili kastan oluşur ve farinks kasının devamıdır. Orta bölümde çizgili kas ve düz kas karışıktır. Alt 1/3 bölümü ise sadece düz kastan oluşur ve sindirim kanalının kalan bölümünde olduğu gibidir. İç ve dış kas tabakaları arasında miyenterik pleksus (Auerbach pleksusu) bulunur. Bu pleksus muskularis eksternayı inerve eder ve peristaltik aktivite oluşturur.
            Özofagusun dış kısmı adventisya ile kaplıdır. Abdominal kaviteye girdikten sonra kısa bir bölümü seroza ile kaplıdır.
            Mukozal ve submukozal bezler lümen duvarını yağlamak ve korumak için mukus sekrete ederler.
            Özofagusta iki tip bez bulunur, her ikisi de mukus sekrete ederler  fakat lokalizasyonları farklıdır.
Özofagusun kendi bezleri, submukozada bulunur. Özofagusun uzunluğu boyunca yayılmışlardır fakat üst yarısında daha sıktır. Küçük, bileşik tubuloalveolar bezlerdir. Salgı kanalı çok katlı yassı epitelden oluşur. Genişlemiş görünümünden dolayı göze çarpıcıdır.
Özefageal kardiak bezler, midenin kardiak bezlerine benzerler ve lamina propriyada bulunurlar. Özefagusun son bölümünde yoğun olarak bulunurlar fakat başlangıç bölümünde sık değillerdir.
            Özefagusun kendi bezleri tarafından üretilen mukus hafifçe asidiktir ve lümen duvarını yağlar. Sekresyon hafifçe vizköz olduğu için kanallarda sıklıkla geçici kistler oluşur. Özefageal kardiak bezler ise nötral bir mukus salgılarlar. Mideye yakın olan bu bezler özefagusu, rejürjite mide içeriğinden korur. Bununla beraber, belirli durumlarda yaygın reflu pirozisle sonuçlanır ve bu genel olarak mide yanmasına yol açar.
            Özefageal duvarın inervasyonu otonomik ve somatik sinir sistemi tarafından sağlanır.
            Özefagusun üst bölümündeki çizgili kas N. Vagus’un motor nöronları tarafından sağlanır. Özefagusun daha alt bölümündeki düz kasların inervasyonu ise N. Vagus’un viseral motor nöronları tarafından sağlanır. Bu motor nöronlar hücre gövdeleri özofagus duvarında lokalize olan postganglionik nöronlarla sinaps yaparlar.
MİDE
Mide diaframın altında yer alır. Midede özofagustan gelen yiyecekler karıştırılarak ve gastrik sekresyonlarla kısmi sindirime uğrayarak kimus adı verilen hamur kıvamında bir sıvıya dönüştürülürler. Kimus daha sonra ileri sindirim ve absorbsiyon için ince barsaklara geçer.
            Mide, histolojik olarak kardia, fundus ve pilor olmak üzere üç bölge şeklinde incelenir. Bu sınıflama hem lokalizasyon hem de mukozal bezlerin tiplerine göre yapılmıştır.
            Kardiak bölge, özefageal orifice bitişiktir ve kardiak bezler içerir.
            Pilorik bölge, pilorik sfinkterin proksimalindedir ve pilorik bezler içerir.
            Fundik bölge, midenin en büyük bölümüdür, fundik veya gastrik bezler içerir.
Midenin tabakaları:
Mukoza
Submukoza
Muskularis eksterna (dış kas tabakası)
Seroza
Gastrik Mukoza
Ruga olarak isimlendirilen submukozal katlantılar mide dolu olduğu zaman genişlemesini sağlar. Boş mide iç kısmında çok sayıda longitidunal katlantı içerir. Bunlar ruga olarak isimlendirilir. Rugalar midenin daha dar bölgelerinde belirgindir, fakat üst bölgede zayıf olarak gelişmiştir. Mide tam olarak genişlediği zaman rugaların mukoza ve submukozadan  oluştuğu görülür.
            Mukozal yüzeyde çok sayıda açıklıklar bulunur, bunlar mide çukurları veya foveola olarak isimlendirilir. Gastrik bezler, gastrik çukurların tabanına açılır.
            Mide yüzeyini ve gastrik çukurları çevreleyen epitel basit prizmatik epiteldir. Mide çukurlarını çevreleyen prizmatik hücreler yüzey müköz hücreleri olarak da bilinir. Her hücrede büyük musinojen granülleri bulunur. Bunlar hücrenin apikalinde müköz bir başlık oluştururlar ve bu hücre hacminin büyük bölümünü oluşturur. Fiksasyon ve dehidratasyonda musinojen kaybolduğu için rutin H-E kesitlerinde bu bölge boşluk olarak görülür. Uygun fiksasyonla musinojen korunursa, granüller toluidin mavisi ve PAS boyaları ile yoğun olarak boyanır.
            Yüzey müköz hücrelerinin çekirdek ve Golgi kompleksi, müköz başlık altında yer alır. Hücrelerin bazal bölümünde az miktarda GER bulunur ve iyi korunmuş örneklerde bu bölgeye parlak bir bazofili verir.
            Yüzey müköz hücrelerinden salınan mukus ‘görünür mukus’ adını alır. Çünkü bulutsu bir görünümü vardır. Epitel yüzeyine yapışan, kalın, visköz, jel benzeri bir tabaka oluşturur ve böylece kimusun içeriğinden mukozayı korur. Ayrıca, yüksek bikarbonat içeriği ile epiteli mide sıvısının asidik içeriğinden korur. Mukusu alkalin yapan bikarbonat da yüzey hücreleri tarafından sentezlenir.
            Mide mukozasının absorpsiyon kapasitesi yoktur. Bununla beraber, su, tuzlar ve lipitte eriyen ilaçlar absorbe olabilir. Alkol ve belirli ilaçlar yüzey epitelinde hasar oluşturarak lamina propriyaya girerler.
FUNDİK BEZLER (Gastrik bezler)
Fundik bezler aynı zamanda gastrik bezler olarak isimlendirilir. Kardiya ve pilor bölgesi hariç bütün gastrik mukozada bulunurlar. Fundik bezler basit dallanmış tubular bezlerdir, mide çukurlarının tabanından muskularis mukozaya uzanırlar. Gastrik çukurlar ve bezler arasında lokalize olan kısa segment isthmus olarak isimlendirilir. Burası hücre replikasyon bölgesidir. Bu hücreler mide yüzeyinde gastrik çukurlardan yukarı göç ederek müköz yüzey hücrelerini ve aşağı doğru göç ederek fundik bezlerin epitelini oluşturmaya yöneliktir bu şekilde fundik bez epiteli populasyonunu korurlar. Tipik olarak, çeşitli bezler tek bir gastrik çukura açılırlar. Herbir bez, dar ve nisbeten uzun boyun segmentine ve daha kısa ve daha geniş taban veya fundik segmente sahiptir. Bezlerin tabanı genellikle iki ve bazen üç dallanma gösterir, ve muskularis mukozaya yakın hafifçe kıvrılma gösterirler. Gastrik bezlerin hücreleri, çeşitli maddeler içeren gastrik sıvıyı üretirler. Gastrik sıvı su ve elektrolitlere ilaveten dört majör komponent içerir.
  • Hidroklorik asit, 150-160 mmol/L konsantrasyondadır, gastrik sıvıya düşük pH kazandırır. Parietal hücreler tarafından üretilir ve diyetteki proteinin sindirimini başlatır. Aynı zamanda inaktif pepsinojeni aktif enzim olan pepsine dönüştürür. Hidroklorik asit bakteriostatiktir. Mideye giren bakterilerin çoğunu harap eder.
  • Pepsin, potent proteolitik bir enzimdir. Pepsinojenden dönüştürülür. Dönüşüm parietal hücreler tarafından sentezlenen HCl tarafından 5’ten düşük bir pH’ta gerçekleşir. Pepsin proteinleri hidroliz ederek küçük peptitlere ayırır. Peptitler, ince bağırsakta bulunan enzimler tarafından ileri sindirime uğrayarak amino asitlere dönüşür.
  • Mukus, midenin mukus üreten çeşitli hücreleri tarafından sekrete edilen ve asite karşı koruyucu olan bir tabakadır. Müköz tabakada bulunan mukus ve bikarbonat nötral bir pH oluşturarak fizyolojik gastrik mukoza bariyeri olarak isimlendirilirler. İlaveten, mukus gastrik mukoza hücreleri ve sindirim içeriği arasında fiziksel bir bariyer olarak fonksiyon görür.
  • İntrinsik faktör, vitamin B12’ye bağlanan bir glikoproteindir. Parietal hücreler tarafından sentezlenir. İleumun distal bölümünde vitamin B12 absorpsiyonu için esansiyeldir.
Ayrıca fundik bezlerin enteroendokrin hücreleri tarafından gastrin, diğer bazı hormonlar ve hormon benzeri maddeler salgılanır.
Fundik bezler fonksiyonel olarak farklı dört hücre tipi içerir.
Herbir hücre ayrı görünümdedir. Ayrıca, diğer hücreleri oluşturan farklılanmamış hücreler de bulunur. Bezleri oluşturan hücreler başlıca,
  • Müköz boyun hücreleri
  • Esas hücreler
  • Parietal hücreler (Oksintik hücreler)
  • Enteroendokrin hücreler
  • Farklılanmamış hücreler
Müköz boyun hücreleri, fundik bezlerin boyun bölgesinde lokalizedir ve parietal hücreler arasına dağılmıştır.
Müköz boyun hücreleri fundik bezlerin boyun bölgesinde lokalizedir. Parietal hücreler bu grup hücrelerin arasına dağılmıştır. Müköz boyun hücreleri yüzey müköz hücrelerinden daha kısadır ve apikal sitoplazmada oldukça az musinojen içerirler. Ayrıca, bu hücreler önemli bir müköz başlık oluşturmazlar. Aynı zamanda nukleus sferik biçimdedir.
            Muköz boyun hücreleri soluble mukus üretirler. Yüzey müköz hücreleri ise insoluble ve bulutsu (koyu kıvamda) mukus üretirler. Müköz boyun hücrelerinden musinojen granüllerinin salınımı vagal stimülasyon ile indüklenir ve midenin diğer bölgelerinde bu tarz sekresyon oluşmaz.
Esas hücreler fundik bezlerin daha derin bölgelerinde lokalizedir.
Esas hücreler tipik protein sentezleyen hücrelerdir. Bazal sitoplazmada bol miktarda GER bulunmasından dolayı bazofilik boyanır. Apikal sitoplazma ise sekretuar granüllerin varlığından dolayı asidofilik boyanır. Bu granüller enzim prekürsörleri içeren zimojen granüllerdir. Özellikle bazofili H-E kesitlerde bu hücrelerin kolayca tanımlanmasını sağlar. Sekretuar granüller yeterince korunmazsa eozinofili donuk veya kaybolmuş olabilir. Esas hücreler pepsinojen ve zayıf bir lipaz sekrete ederler. Asit mide sıvısı ile temastan sonra pepsinojen pepsine dönüştürülür, bu proteolitik bir enzimdir.
Parietal hücreler hidroklorik asit ve intrinsik faktör sekrete ederler.
Parietal hücreler fundik bezlerin boyun bölgesinde lokalizedir. Müköz boyun hücreleri arasında ve fundik bezlerin daha derinlerinde bulunurlar. Boyun bölgesinin üst ve orta bölümünde çok sayıdadır. Bazen çift nukleuslu olabilen, büyük ve piramidal görünümlü hücrelerdir. Hücrelerin apeksi lümene doğrudur. Çekirdek sferiktir, sitoplazmada çok sayıda mitokondriyonlar içerir ve sitoplazma eozin ve diğer asidik boyalarla boyanır. Boyutları ve boyanma özellikleri fundik bezlerin diğer hücrelerinden kolayca ayrılmasını sağlar. Tipik olarak Golgi kompleksi çekirdeğin altında lokalizedir.
            Transmisyon elektron mikroskopta incelendiği zaman, parietal hücrelerin yaygın intrasellüler kanaliküler sisteme sahip olduğu görülür. Bu kanallar bezlerin lümeni ile bağlantılıdır. Kanaliküllerin yüzeyinde çok sayıda mikrovillus bulunur. Kanaliküllere bitişik olarak sitoplazmada ayrıntılı bir tubuloveziküler membran sistemi bulunur. Aktif sekresyon yapan bir hücrede kanaliküllerdeki mikrovillusların sayısı artar ve tubuloveziküler sistem önemli derecede azalır veya görülmez. Tubuloveziküler sistemin membranları, aktif proton pompaları içeren depo membranlardır. Bu membran materyali, asit üretimini artırmak için kanaliküllerin plazma membranına katılır. Çok sayıda kompleks kristalı ve pekçok granülü olan  mitokondriyon asit üretimi için enerji desteği sağlar.
HCl intrasellüler kanaliküllerin lümeninde üretilir
Parietal hücreler, HCl sekresyonunu aktive eden üç farklı membran reseptörüne sahiptir; gastrin, histamin H2 ve asetilkolin M3 reseptörleri. Gastrin gastrointestinal bir peptit hormondur. Gastrin reseptörleri tarafından aktivasyonu parietal hücre stimülasyonu için majör bir yoldur. Stimülasyonu izleyerek, HCl üretiminde çeşitli basamaklar oluşur.
  • H+ iyonlarının oluşumu. Parietal hücre sitoplazmasında karbonik anhidraz enzimi tarafından gerçekleşir. Bu enzim, karbonik asiti (H2CO3), hidrojen (H + ) ve (HCO3 )’e çevirir. Karbondioksit, karbonik asit sentezi için gereklidir. Karbonik asit, lamina propriyada bulunan kan kapillerlerinden bazal membran boyunca diffüze olarak hücre içine geçer.
  • H+ iyonlarının transportu. Hidrojen iyonları kanalikülden H+/K+ – ATPase proton pompası aracılığı ile lümene geçer. Kanaliküllerdeki K+ , H+ iyonları ile yer değiştirerek kendiliğinden hücre sitoplazmasına girer.
  • K+ ve Cl+ iyonlarının transportu. Bu iyonların parietal hücre sitoplazmasından kanalikül lümenine transportu, plazma membranında bulunan K+ ve Cl+ kanalları ile gerçekleşir.
  • HCl oluşumu. Kanalikül lümenine transport olan H+ ve Cl iyonlarının birleşmesiyle oluşur.
İntrinsik faktör, insanlarda parietal hücreler tarafından sentezlenir. Sekresyonu gastrik asit salınımını stimüle eden reseptörler tarafından stimüle edilir. İntrinsik faktör, mide ve duodenumda Vit. B12 ile kompleks oluşturan bir glikoproteindir. Bu Vit. B12’nin ileumda absorpsiyonu için gerekli bir basamaktır.
Enteroendokrin hücreler ürünlerini lamina propriyaya sekrete ederler.
Enteroendokrin hücreler fundik bezlerin her seviyesinde bulunur fakat çoğunlukla tabanda olmaya meyillidirler. Bazal lamina üzerinde bulunan küçük hücrelerdir, her zaman lümene ulaşmazlar. Bununla beraber, bazıları mikrovilluslar içeren, ince, sitoplazmik yayılmalar içerirler.
            Elektron mikrograflarda, sitoplazmada baştan başa, çok sayıda membranla- kaplı küçük granüller bulunur. Bununla beraber, H-E preparasyonlarda granüller görülmez ve sitoplazma boyanabilir materyal yokluğundan berrak boyanır. Gümüş tuzları ve kromla şiddetli boyanmasından dolayı, enterokromaffin hücreler, arjentaffin hücreler veya arjirofil hücreler gibi isimler verilmiş. Bu hücreler 20’den fazla peptid ve polipeptid hormon ve hormon-benzeri maddeler sekrete ederler. Transmisyon elektronmikroskopta, boyut, şekil ve sekretuar granüllerin dansitesi açısından en az 17 farklı enteroendokrin hücre saptanmıştır.
GASTRİK MUKOZA’NIN KARDİYAK BEZLERİ
Kardiyak bezler mukus sekrete eden hücrelerden oluşur.
Kardiyak bezler özofageal orifisi çevreleyen kardiya bölgesinde bulunur. Sekresyonları özofageal kardiyak bezlerle beraber mide sıvısına katkıda bulunur, aynı zamanda özofageal epiteli gastrik refluya karşı korur. Bezler tubulerdir, bazen dallanmıştır. Esas olarak mukus sekrete eden hücrelerden oluşmuşlardır ve aralarında bazı enteroendokrin hücreler bulunur. Mukus sekrete eden hücreler özofageal kardiyak bezlere benzer. Hücrelerin çekirdekleri yassı ve bazal yerleşimlidir ve apikal sitoplazma tipik olarak musin granülleri ile doludur. Uzamış çekirdeği olan prizmatik hücreler içeren kısa bir kanal segmenti bezlerin sekretuar bölümleri ile gastrik çukurlar arasında yer alır. Kanal segmenti, yüzey müköz hücreleri ve bez hücrelerinin üretildiği bölümdedir.
GASTRİK MUKOZANIN PİLORİK BEZLERİ
Pilorik bez hücreleri yüzey müköz hücrelerine benzer ve pilorik mukozanın korunmasına yardımcı olur. Mide çukurları pilorda daha derindir, lamina proprianın yarısına kadar uzanabilirler.
Dallanmış,  tubuler bezlerdir. Lümen nispeten geniştir ve salgı hücrelerinin görünümleri yüzey müköz hücrelerine benzer. Nispeten visköz bir salgı salgılarlar. Bez epiteli içinde enteroendokrin hücreler ve bazı parietal hücreler de bulunur. Bezler mukozanın yarısına kadar uzanan gastrik çukurlara boşalır.
MİDEDE EPİTELİAL HÜCRE YENİLENMESİ
Yüzey müköz hücreleri yaklaşık olarak 3-5 günde bir yenilenir.
Yüzey müköz hücrelerinin 3-5 günde bir yenilenmeleri, boyun bölgesindeki hücrelerin mitotik aktivitesiyle sağlanır. Bu bölgede yeni üretilen hücrelerin çoğu yüzey müköz hücrelerine dönüşür. Bu hücreler gastrik çukur duvarlarından luminal yüzeye doğru göç ederler ve sonunda mide lümenine dökülürler.
Fundik bezlerin hücreleri nispeten uzun ömürlüdür.
İsthmus bölgesindeki diğer hücreler aşağı doğru göç ederek gastrik bezlerin içine girerler ve parietal hücreleri, esas hücreleri, muköz boyun hücrelerini ve enteroendokrin hücreleri oluştururlar.  Bu hücreler nispeten uzun ömürlüdür. Parietal hücreler en uzun ömürlüdür. Parietal hücreler diğer hücrelerle aynı kök hücreden gelişmesine rağmen yaşam süreleri farklıdır. Yakın zamanlarda, parietal hücrelerin Neurospora crassa adı verilen bir bakteriden geliştiği şeklinde bir hipotez ileri sürülmüştür. Bu hipotezin temelinde parietal hücrelerde bulunan proton pompasının bu bakteride bulunan proton pompasına genetik olarak benzer olması yatmaktadır. Bakteriyel DNA’nın transloke olduğu ve bunu takiben olası olarak bir virüs yardımıyla kök hücrenin çekirdeğine girdiği düşünülmektedir.
            Esas ve enteroendokrin hücrelerin 60-90 gün yaşadıkları tahmin edilmektedir. Müköz boyun hücrelerinin ömürleri ise yaklaşık olarak 6 gündür.
Lamina propriya ve muskularis mukoza
Mide lamina propriyası nispeten azdır ve gastrik çukur ve bezleri çevreleyen sınırlı aralıklardan oluşur. Stroma büyük oranda retiküler liflerden ve beraberinde bulunan fibroblast ve düz kas hücrelerinden oluşur. Ayrıca immün sistem hücreleri, lenfositler, plazma hücreleri, makrofajlar ve bazı eozinofiller bulunur. İnflamasyon oluştuğu zaman nötrofiller çok önemli olabilir. Lamina propriyada lenfatik nodüller bulunur, bunlar kısmen muskularis mukoza içine girerler.
            Muskularis mukoza içte sirküler, dışta longitidunal olmak üzere iki tabakadan oluşur. Bazı bölgelerde üçüncü bir tabaka bulunabilir ve oryantasyonu sirküler özelliktedir. Muskularis mukozanın iç tabakasından ince düz kas lifleri lamina propriyada yüzeye doğru uzanır. Bu düz kas hücrelerinin gastrik bezlerin sekresyonlarının akışına yardımcı oldukları düşünülür.
Gastrik submukoza
Submukoza yoğun bağ dokusu ve beraberinde değişik miktarlarda yağ dokusu, kan damarları, sinir fibrilleri ve submukozal (Meissner) pleksusu oluşturan ganglion hücrelerini içerir. Submukozal pleksus, submukozanın damarlarını ve muskularis mukozanın düz kasını inerve eder.
Gastrik muskularis externa
Midede muskularis externa geleneksel olarak dış longitidunal tabaka, orta sirküler tabaka ve iç oblik tabaka şeklinde sınıflandırılır. Fakat bu sınıflama bazen yanıltabilir çünkü bazen ayrı tabakaların ayırt edilmesi zor olabilir. Çünkü midenin muskularis eksternası bazen ‘tabaka’ teriminin ifade ettiğinden ziyade rastgele düzenlenmiştir. Bundan başka, longitidunal tabaka ön ve arka mide yüzeyinin çoğunda bulunmaz ve sirküler tabaka periozofageal bölgede zayıf gelişmiştir. Kas tabakasının düzenlenmesi fonksiyonel olarak önemlidir, çünkü sindirim olayında kimusun karıştırılması ve kısmen sindirilmiş içeriğin ince barsağa iletilmesinde rol oynar. Kas tabakaları arasında ganglion hücre grupları ve miyelinsiz sinir lif bantları bulunur. Bunlar myenterik (Auerbach) pleksusunu oluşturur ve kas tabakalarının inervasyonunu tedarik eder.
Gastrik seroza
Mide serozası bütün sindirim kanalında olduğu gibidir. Abdominal kavitenin parietal peritonu ile devam eder.
İNCE BAĞIRSAK
            İnce bağırsak sindirim kanalının en uzun komponentidir (6m) ve üç bölümde incelenir.
Duodenum. İnce bağırsağın ilk, en kısa (25 cm) ve en geniş bölümüdür. Midenin pilor bölgesinden başlar ve duodenojejunal bileşkeye kadar devam eder.
Jejunum. Dodenojejunal bileşkeden başlar ve ince bağırsağın 2/5’uzunluğunu oluşturur (2.5m).
İleum. İnce bağırsağın 3/5’lik bölümünü oluşturur. İleoçekal bileşkede sona erer.
İnce bağırsak yiyeceklerin sindirimi ve sindirim ürünlerinin absorpsiyonu için primer bir bölgedir.
Mideden gelen kimus duodenuma girer. Buraya pankreastan gelen enzimler ve karaciğerden gelen safra ulaşır ve eritme ve sindirim işlevleri devam eder. Enterositlerin mikrovilluslarında bulunan glikokalikslerde disakkaridazlar ve dipeptidazlar bulunur. Bu enzimler şekerlerin ve proteinlerin monosakkaritlere ve aminoasitlere ayrışmasını sağlayarak sindirim prosesinin tamamlanmasına yardımcı olur. Kimus ve pankreatik ve hepatik sekresyonlarla ince bağırsağa ulaşan su ve elektrolitler ince bağırsakta özellikle distal porsiyonunda reabsorbe edilir.
Plika sirkularesler, villuslar ve mikrovilluslar ince bağırsağın absorptif alanını artırırlar.
İnce bağırsağın yüzey alanı, submukoza ve mukozanın doku ve hücre özelleşmeleri ile artırılır.
  • Plika sirkulares (sirküler katlantılar). Kerking valvleri olarak da bilinir. Bir submukoza merkez içeren geçici, transvers katlantılardır. Sirküler katlantılar pilordan 5-6cm ötede başlar. Duodenumun distal bölümünde ve jejunumun başlangıcında çok sayıdadır. İleumun orta bölümünde boyutu ve sıklığı azalır.
  • Mukozanın, parmak benzeri ve yaprak benzeri çıkıntılarıdır. Lümene doğru 0.5-1.5mm’lik çıkıntılar yaparlar. Tam olarak inced bağırsak yüzeyini kaplarlar ve gözle görülebilen kadifemsi bir görünüm verirler.
  • Enterositlerin mikrovillusları luminal yüzeye majör genişleme tedarik ederler. Her hücre binlerce sıkıca paketlenmiş mikrovillusa sahiptir. Işık mikroskopunda görülebilirler ve hücre yüzeyine çizgili bir görünüm verirler. Bu yüzden çizgili kenar olarak isimlendirilir.
Villuslar
Mukozanın çıkıntılarıdır, gevşek bağ dokusundan oluşan bir merkez içerirler, basit prizmatik epitelle çevrilidir. Villusların merkezi lamina propriyanın bir uzantısıdır, çok sayıda düz kas hücreleri, lenfositler, plazma hücreleri, eozinofiller, makrofajlar ve epitelial bazal lamina altında lokalize pencereli kan kapillerleri ağı içerirler. İlaveten, villusların lamina propriyasında merkezi bir kör sonlanan lenfatik kapiller bulunur ve bunlar lakteal olarak isimlendirilir. Muskularis mukozadan köken alan düz kas hücreleri lakteallerle beraber villuslar içine yayılır. Bu düz kas hücreleri villusların intermitant olarak kasıldıklarını ve kısaldıklarını bildiren raporların sebebidir. Bu fonksiyonla lakteallerdeki lenf muskularis mukozayı çevreleyen lenfatik damarlara geçebilir.
İntestinal bezler veya Liberkühn kriptaları
Yüzey epitelinin lamina propriaya doğru invajinasyonları ile oluşurlar. Muskularis mukozadan lamina propriya kalınlığı boyunca yayılan basit tubular yapılardır ve villusların tabanında luminal yüzeye açılırlar. Villusların epiteli ile devam eden basit prizmatik epitel içerirler.
            Midede olduğu gibi lamina propriya intestinal bezleri çevreler ve çok sayıda immün sistem hücreleri (lenfositler, plazma hücreleri, mast hücreleri, makrofajlar ve eozinofiller) içerir. Lamina propriya aynı zamanda çok sayıda lenfatik nodül içerir, bunlar GALT’ın majör komponentidir. Nodüller özellikle ileumda büyük ve çok sayıdadır ve  ‘nodül kümeleri’ veya Peyer Plakları olarak isimlendirilirler.
            Muskularis mukoza içte sirküler, dışta longitidunal olmak üzere iki ince tabaka düz kas hücrelerinden oluşur.
İntestinal mukoza epitelinde en az beş çeşit hücre bulunur.
İntestinal epitelin matür hücreleri hem intestinal bezlerde hem de villusların yüzeyinde bulunur. Başlıca,
  • Enterositler( Absorptif hücreler). Primer fonksiyonları absorbsiyondur.
  • Goblet hücreleri. Tek hücre şeklinde musin sekrete eden hücrelerdir.
  • Paneth hücreleri. Primer fonksiyonları antimikrobiyal maddeler salgılayarak mukozal immüniteyi korumaktır.
  • Enteroendokrin hücreler. Değişik parakrin ve endokrin hormonlar üretirler.
  • M hücreleri (Mikrofold hücreler). Modifiye enterositlerdir. Lamina propriyadaki büyük lenfositleri kaplarlar.
Enterositler
Bazal lokalizasyonlu çekirdeği olan prizmatik hücrelerdir. Mikrovilluslar yüzey alanını 600 kez artırırlar ve ışık mikroskopta çizgili kenar olarak bilinen sınırı oluştururlar.
            Herbir mikrovillus, vertikal olarak düzenlenmiş aktin mikrofilamentlerinden oluşan bir merkez içerir. Bunlar villuslara bağlanırlar, aynı zamanda myozin I molekülleri aracılığıyla mikrovillus plazma membranına bağlanırlar. Aktin mikrofilamentleri apikal sitoplazmaya yayılırlar, ve terminal web içine girerler. Terminal web, horizontal olarak düzenlenmiş kontraktil mikrofilamentler ağıdır apikal sitoplazmada bir tabaka oluştururlar ve zonula adharenslerle intrasellüler yoğunluğa bağlanırlar. Terminal web’in kontraksiyonu mikrovillusların ayrı yerlere yayılmasına yol açar. Böylece aralarındaki mesafenin artması absorpsiyon için yüzeyi artırır. İlaveten, terminal webin kontraksiyonu epitelial yüzeyde bulunan deliklerin yaşlanmış hücrelerle kapanmasını engeller. Enterositler birbirlerine ve goblet hücrelerine, enteroendokrin hücrelere, ve epitelde bulunan diğer hücrelere bağlantı kompleksleri ile bağlanırlar.
            Mikrovillusların yüzeyi glikokaliks tabakası ile kaplıdır. Disakkaridaz ve dipeptidazlar mikrovilluslara bağlanarak disakkaritleri ve dipeptitleri kolayca absorbe olabilen monosakkaritlere ve aminoasitlere hidroliz ederler.
            Sıkı bağlantılar, intestinal lümen ve epitelial intersellüler kompartman arasında bir bariyer kurarlar. Enterositler tarafından absorbe edilen maddelerin selektif olarak alınmasını sağlarlar.
            İleum ve kolonda olduğu gibi nispeten sıkı bağlantı komplekslerinin olduğu bölgelerde,   erimiş maddelerin bariyer boyunca geçmesi için aktif transport gereklidir. Basit olarak aktif transport sistemleri, örneğin sodyum pompası (Na+ / K+– ATPaz), lateral plazma membranında bulunur ve lateral plazma membranı boyunca sıkı bağlantıların altından ekstrasellüler aralığa transportunu sağlayarak sitoplazmik sodyum konsantrasyonunu geçici olarak indirger. Bu Na+ transportu yüksek intersellüler Na+ konsantrasyonu oluşturur ve hücre suyunun intersellüler aralığa geçmesine yol açar. Böylece hücrede hem su hem de sodyum konsantrasyonu azalır. Sonuç olarak, su ve sodyum, apikal yüzeyden hücreye girer, hücre boyunca ilerler ve sodyum pompasının fonksiyonuyla lateral plazma membranından hücreyi terkeder. İntersellüler aralıktaki artmış ozmolarite, suyu bu aralığa sürükler. Bir hidrostatik basınç oluşturarak su ve sodyumu bazal lamina boyunca bağ dokusuna iletir.
            Duodenum ve jejunumda olduğu gibi daha geçirgen sıkı bağlantıların olduğu epitel bölgelerinde de bir sodyum pompası düşük intrasellüler sodyum konsantrasyonu oluşturur. İçerik duodenum ve jejunuma geçtiği zaman hipotoniktir, bununla beraber, sodyum ve diğer küçük erimiş maddelerle beraber kayda değer su absorpsiyonu enterositlerin sıkı bağlantılarından intersellüler aralığa geçer. Bu absorpsiyon mekanizması solvent drag olarak isimlendirilir.
            Diğer transport mekanizmaları da, intersellüler aralıkta şekerler, aminoasitler ve diğer erimiş maddelerin konsantrasyonunu artırır. Daha sonra bu maddeler diffüze olarak veya intersellüler aralıktaki konsantrasyon gradientlerini aşağı doğru yönelterek epitelial bazal lamina boyunca geçerler ve lamina propriyadaki epitelin altında lokalize pencereli kapillere girerler. Lipoprotein partikülleri gibi kan damarlarına giremeyecek kadar büyük maddeler lenfatik damarlara girerler.
            Enterositlerin lateral hücre yüzeylerinde bitişik hücrelerin uzantıları ile bağlantılar kuran yassı sitoplazmik uzantılar (plika) bulunur. Bu uzantılar hücrelerin lateral yüzey alanını artırır, böylece transport enzimleri içeren plazma miktarı artar. Aktif absorpsiyon esnasında özellikle erimiş maddeler, su ve lipitlerin absorpsiyonu esnasında bu lateral plikalar ayrılır ve intersellüler kompartmanı büyütür. Birikmiş erimiş maddeler ve eriticilerden kaynaklanan artmış hidrostatik basınç, bazal laminadan lamina propriyaya direk bir akış sağlar.
            Absorpsiyon ve transport ile ilgili membran özelleşmelerine ilaveten enterositlerin sitoplazmaları da bu fonksiyonlar için özelleşmiştir. Uzamış mitokondriyonlar transport için enerji tedarik ederler ve apikal sitoplazmada terminal web ve çekirdek arasında yoğundur. Düz endoplazmik retikulumun tubül ve sisternaları, yağ asitlerinin ve gliserolün absorpsiyonu ile ve nötral yağın yeniden sentezi ile ilgilidir, ve apikal sitoplazmada terminal web’in altında bulunurlar.
            Enterositler aynı zamanda terminal sindirim ve absorpsiyon için ihtiyaç duyulan enzimleri üreten salgı hücreleridir ve su ve elektrolit sekresyonu da yaparlar.
            Enterositlerin salgı fonksiyonu primer olarak, apikal plazma membranına katılacak olan glikoprotein enzimlerin sentezidir. Bu morfolojik olarak, supranuklear bölgede bulunan Golgi sisternalarının sıralı demetlerinde ve Golgi aparatusunun lateral bölgesinde bulunan rER ve serbest ribozomlarda gösterilmiştir. Glikoprotein içeren küçük salgı vezikülleri hücre yüzeyine yönelir ve terminal web’in altında apikal sitoplazmada ve lateral plazma membranı boyunca lokalize olur. Bununla beraber, bu salgı vezikülleri endositik veziküllerden veya küçük lizozomlardan ayırt etmek için histokimyasal veya otoradyografik yöntemler gerekir.
            İnce bağırsakta aynı zamanda su ve elektrolitler sekrete edilir. Bu aktivite esas olarak intestinal bezlerin hücrelerinde gerçekleşir. Bu bezlerde oluşan sekresyonun, intestinal kimusun uygun sıvı durumunu koruyarak sindirim ve absorpsiyon prosesine yardımcı olduğu düşünülüyor. Normal şartlar altında, enterositler tarafından sıvı absorpsiyonu bez enterositler tarafından sıvı sekresyonu ile dengelenir.
Goblet hücreleri tek hücreli bezlerdir ve intestinal epitelin diğer hücreleri arasına dağılmıştır.
Goblet hücreleri mukus sentezlerler. Goblet hücreleri duodenumdan ileumun terminal bölümüne doğru gidildikçe sayı olarak artarlar. Suda eriyebilen musinojen rutin H-E preparatlarının hazırlanması esnasında kaybolduğu için  hücrenin musinojen granülleri içeren bölgeleri boş olarak görülür. Transmisyon elektron mikroskop çalışmaları, musinojen granüllerinin apikal sitoplazmada büyük bir birikim oluşturduğunu göstermiştir. Bu granüller hücrenin apikal sitoplazmasına şişkin bir görünüm verirler ve komşu hücrelerin şekillerini bozarlar. Hücrenin bazal bölümü histolojik preparatlarda yoğun olarak bazofiliktir çünkü bu bölgede heterokromatik bir çekirdek, yaygın rER ve serbest ribozomlar bulunur. Bazal sitoplazmada aynı zamanda mitokondriyonlar da yoğundur. Genişlemiş apikal  bölge ve dar bazal kökden dolayı bu hücrelere ‘goblet’ (kadeh) ismi verilmiştir. Yaygın yassı Golgi sisternaları, hücrenin bazal bölümüne yakın yeni oluşan musinojen granülleri çevresinde geniş bir başlık oluşturur. Goblet hücrelerinin mikrovillusları ince bir tabaka sitoplazma ile sınırlıdır ve bu sitoplazma musinojen granüllerinin apikal ve lateral bölümlerini çevreler. İmmatür goblet hücrelerinde mikrovilluslar çok belirgindir.
Paneth hücreleri ince bağırsağın normal bakteriyal florasının düzenlenmesinde rol oynar.
Paneth hücreleri intestinal bezlerin tabanında bulunur ve sayıları patolojik durumlarda artabilir. Bazofilik bazal sitoplazma, supranuklear Golgi aparatusu ve büyük kuvvetli asidofilik, refraktil apikal salgı granülleri içerirler. Bu granüller rutin histolojik preparatlarda kolayca tanımlanabilir.
Salgı granülleri antibakteriyel enzim lizozim, α-defensinler, diğer glikoproteinler, arjininden zengin bir glikoprotein ve çinko içerir. Lizozim belirli bakteri gruplarının hücre duvarını sindirir. α-Defensinler, sitotoksik CD8+ T lenfositlerde mediyatör olarak fonksiyon gören peptitlerin homologlarıdır. Bu antibakteriyel aksiyon ve belirli bakterileri ve protozoaları fagosite etme yeteneklerinden dolayı Paneth hücreleri ince bağırsağın normal bakteriyel florasının düzenlenmesinde bir rol oynarlar.
Enteroendokrin hücreler midede ürettikleri peptit hormonların hemen hemen hepsini ince bağırsakta da üretirler.
İnce bağırsaktaki enteroendokrin hücreler midede bulunanlara benzerler. İntestinal bezlerin alt bölümlerinde yoğundurlar fakat yavaşça göç ederek villusların değişik yerlerinde bulunabilirler. Bağırsakların bu bölümünde sentezlenen CCK, sekretin, GIP, ve motilin gastrointestinal fizyolojinin en aktif düzenleyicileridir. CCK ve sekretin pankreas ve safra kesesi aktivitesini artırır  ve gastrik sekretuar fonksiyonu ve motiliteyi inhibe eder. GIP pankreasta insülin salınımını stimüle eder. Motilin gastrik ve intestinal motiliteyi başlatır. Enteroendokrin hücreler tarafından üretilen diğer peptitler de izole edilmesine rağmen bunların hormon olduğu düşünülmüyor ve bundan dolayı aday hormonlar olarak isimlendiriliyorlar. Enteroendokrin hücreler aynı zamanda parakrin hormonlar olarak görev yapan en az iki hormon salgılarlar, somatostatin ve histamin. Bu hormonlar lokal etkiye sahiptir ve kan dolaşımında sirküle olmazlar. İlaveten, submukoza ve muskularis eksternada bulunan sinir hücreleri tarafından çeşitli peptitler sekrete edilir. Bu peptitler nörokrin hormonlar olarak isimlendirilir ve VİP, bombesin ve enkefalinler tarafından  salınımları düzenlenir.
M hücreleri mikroorganizmaları ve diğer makromolekülleri intestinal lümenden Peyer plaklarına iletir.
M hücreleri Peyer plakları ve diğer büyük lenfatik nodüllerin üstünde bulunan epitelial hücrelerdir. Lenfatik nodüllerin intestinal epitele temas ettikleri bölgelerde bulunan epitelyal hücreler farklanarak M hücrelerine dönüşürler. Apikal yüzeylerinde mikrovilluslardan ziyade mikrofoldlar içerirler ve lümenden mikroorganizma ve makromolekülleri endositik veziküller içine alırlar. Veziküller bazolateral membrana transport edilir, burada içeriklerini CD4+ T lenfositlerin bulunduğu bölgedeki epitelial intersellüler aralıklara boşaltırlar. Böylece, intestinal lümenden M hücreleri vasıtasıyla vücuda alınan maddeler immün sistem hücreleriyle ilişkiye geçerler. Bu durumda lenfositlere ulaşan antijenler GALT’ta bir immün yanıt stimüle ederler.
İntermediate hücreler hem goblet hücrelerinin hem de immatür absorptif hücrelerin özelliklerini taşırlar.
İntermediate  hücreler intestinal bezlerin alt yarımındaki hücrelerin çoğunluğunu oluştururlar. Bu hücreler hala bölünme yeteneğindedir, absorptif veya goblet hücrelere dönüşmeden önce bir veya iki bölünme geçirirler. Bu hücreler kısa düzensiz mikrovilluslar içerirler. Bunların uzun merkezi filamantları apikal sitoplazmanın derinlerine iner. Bu hücreler bitişik hücrelerle çok sayıda desmozomal bağlantılara sahiptir. Küçük, musin benzeri salgı içeren sekretuar granüller hücrenin merkezinde supranüklear sitoplazmada bir sütun oluştururlar. İntermediate hücrelerden goblet hücrelerine dönüşecek olanlar apikal plazma membranı altında çok sayıda, küçük ve yuvarlak salgı granülleri geliştirirler. Absorptif hücrelere dönüşecek olanlar ise salgı granüllerini kaybederler ve apikal sitoplazmada mitokondriyon, rER ve ribozomlar oluşturmaya başlarlar.
GALT ince bağırsak lamina propriyasında önemli bir yer tutar.
Lamina propriyada immün sistem elementleri önemli yer tutar. Lenfositler, lenfatik nodüller, makrofajlar, plazma hücreleri ve eozinofiller bulunur. Lenfositler aynı zamanda epitelial hücreler arasında da bulunur. GALT gastrointestinal sistem boyunca immünolojik bir bariyer oluşturur. Lenfatik doku, epitelial hücreler özellikle M hücreleri aracılığıyla antijeni epiteliyal intersellüler aralıklara alır. Lenfositler ve diğer antijen sunan hücreler antijeni işlerler ve lamina propriyada bulunan lenfatik nodüllere göç ederler. Burada, aktivasyona uğrarlar ve yeni ayrımlaşan plazma hücreleri antikor sentezlemeye başlar.
 İnce bağırsak lamina propriyasında bulunan plazma hücrelerinin çoğu Ig A sekrete eder. Ayrıca IgG, IgM ve IgE de plazma hücreleri tarafından sekrete edilir. IgA epitel boyunca geçerek enterositler tarafından sentezlenen ve bazal plazma membranında IgA için bir reseptör olan  sekretuar glikoprotein bir bileşiğe bağlanır. IgA ve sekretuar bileşik kompleksi, bazal plazma membranından endositozla epitelial hücrelerin içine alınır. Bunu takiben apikal plazma membranında ekzositozla bağırsak lümenine salınır. Lümende IgA, antijenlere, toksinlere ve mikroorganizmalara bağlanır. Sekretuar IgA mukozal immünitenin çok önemli bir molekülüdür ve mukozal duvar boyunca selektif olarak geçebilen tek immünglobulin izotipidir. Bazı IgE’ler lamina propriyada mast hücrelerinin plazma membranına bağlanır ve onları lümen kaynaklı antijenlere karşı selektif olarak duyarlandırır.
Submukoza
Submukoza yoğun bağ dokusu içerir ve belirli bölgelerde adipoz hücre kümeleri içerir. Duodenumda göze çarpıcı bir özellik submukozal bezlerin bulunmasıdır, bunlar aynı zamanda Brunner bezleri olarak isimlendirilir.
            Brunner bezleri dallanmış, tubuler submukozal bezlerdir. Salgı hücreleri zimojen-sekrete eden ve mukus-sekrete eden hücrelerin karakteristiklerini gösterir. Bu bezlerin sekresyonu 8.1-9.3 pH’tadır, nötral ve alkalin glikoproteinler ve bikarbonat iyonları içerir. Bu oldukça yüksek alkalin sekresyon olası olarak proksimal ince bağırsakta asit içeren kimusu nötralize eder. Aynı zamanda intestinal içeriği duodenuma gelen pankreatik enzimler için optimal pH’a yaklaştırır.
Muskularis eksterna
Dış kas tabakası içte sirküler düzenlenmiş ve dışta longitidunal düzenlenmiş düz kas tabakaları içerir. Myenterik pleksus iki kas tabakası arasında yer alır. İnce bağırsakta iki çeşit muskuler kontraksiyon oluşur. Lokal kontraksiyonlar proksimal olarak ve distal olarak intestinal içeriğin yerini değiştirir, bu tip kontraksiyon segmentasyon olarak isimlendirilir. Bu kontraksiyonlar primer olarak sirküler kas tabakasında gerçekleşir. Kimusu lokal olarak dolaştırırlar ve sindirim sıvısıyla karıştırırlar ayrıca kimusun absorpsiyon için mukoza ile kontakt  halinde olmasını sağlarlar. İkinci tip kontraksiyon peristalsisdir, büyük oranda longitidunal kas tabakasında gerçekleşir, intestinal içeriği distal olarak iletir.
Seroza
İnce bağırsak duodenum dışında seroza ile kaplıdır. Duodenum ise adventisya ile sınırlıdır.
İnce bağırsakta epitelial hücre yenilenmesi
Kök hücreler intestinal bezlerin tabanında lokalizedir. Replikasyon zonu ince bağırsağın alt yarısına sınırlıdır. Goblet hücresi veya absorptif hücreye dönüşecek kök hücreler birkaç bölünme geçirir. İnsan ince bağırsağında goblet hücreleri ve absorptif hücreler 5-6 günde bir yenilenir.
            Enteroendokrin hücreler ve Paneth hücreler de intestinal bezlerin tabanında bulunan kök hücrelerden köken alır. Enteroendokrin hücrelerin bölünmeye uğramadan önce sadece bir kez bölünmeye uğradıkları görülür. Absorptif ve goblet hücrelerle beraber göç ederler, fakat daha yavaş bir hızda. Paneth hücreler göç etmezler, intestinal bezlerin tabanında köken aldıkları kök hücrelerin yanında kalırlar,yaklaşık 4 hafta yaşarlar. Paneth hücresi olarak bilinen hücreler artık bölünmezler.
BÜYÜK  BAĞIRSAK
            Büyük bağırsak sekum ve vermiform apendiks uzantısı, kolon, rektum ve anal kanaldan oluşur. Kolon inen kolon, çıkan kolon, transvers kolon ve sigmoid kolon şeklinde anatomik bölümlere ayrılır. Büyük bağırsakta sindirim kanalının dört tabakası bulunur, bununla beraber bazı bölgesel farklılıklar bulunur.
  • Rektum, anal kanal ve vermiform apendiks dışında muskularis eksternanın dış longitidunal tabakası üç kalınlaşmış ve eşit aralıklı bant içerir ve bunlar tenya koli olarak isimlendirilir.
  • Sekum ve kolonun dış yüzeyinde haustra olarak bilinen kesecikler bulunur. Mukoza ise düz bir yüzeye sahiptir, plika sirkülares ve villus içermez.
  • Serozada küçük yağ birikimleri bulunur ve omental apendiks olarak isimlendirilir.
Mukoza
Büyük bağırsak mukozasında çok sayıda düz tubuler intestinal bez  (Liberkühn kriptaları) bulunur ve mukoza kalınlığı boyunca yayılır. Bezler basit prizmatik epitel içerirler ve bağırsak yüzey epitelinin invajinasyonu ile oluşurlar.  Bezler muntazam bir sırayla luminal yüzeye açılırlar.
Büyük bağırsakların primer fonksiyonu elektrolitlerin ve suyun reabsorpsiyonu ve sindirilmemiş yiyeceklerin ve atıkların eliminasyonudur.
            Prizmatik absorptif hücrelerin primer fonksiyonu su ve elektrolitlerin reabsorpsiyonudur. Absorptif hücrelerin morfolojisi ince bağırsaktaki enterositlerin morfolojisine benzer. Reabsorpsiyon aynı şekilde Na+/ K+– ATPase transport sistemi ile gerçekleşir.
            Semisolit ve solit materyallerin eliminasyonu intestinal bezlerde bulunan çok sayıda goblet hücrelerinin mukus sekresyonu ile kolaylaştırılır. Goblet hücreleri büyük bağırsaklarda ince bağırsaklara göre daha fazla sayıdadır. Sürekli musin sekrete ederek kalın bağırsağın yağlanmasını sağlarlar, bu şekilde artan solit içeriğin pasajını kolaylaştırırlar.
            Büyük bağırsağın mukozal epiteli ince bağırsakla aynı epitel hücrelerini içerir, fakat farklı olarak Paneth hücreleri insanlarda normalde bulunmaz.
            Prizmatik absorptif hücreler kolonun büyük bölümünde predominanttır (goblet hücrelerinin 4 katı), bununla beraber bu her zaman histolojik kesitlerde belirgin değildir. Rektum yakınında ise goblet hücrelerinin sayısı artar bu oran 1:1’e yaklaşır. Absorptif hücreler hızlı bir şekilde glikokaliks sekrete etmelerine rağmen, bu tabaka kolonda sindirim enzimleri içermez. Bununla beraber, ince bağırsakta olduğu gibi absorptif hücrelerin lateral plazma membranlarında Na+/K+-ATPaz bol bulunur. İntersellüler aralık sık sık genişlemiştir, bu sıvının aktif transportunu gösterir.
            Goblet hücreleri, intestinal bezlerin derinlerinde hatta replikatif zonda olgunlaşabilir. Sürekli mukus sekrete ederler, hatta luminal yüzeye eriştikleri bölgede bile. Burada yani yüzeyde sekresyon hızı sentez hızını aşar ve epitelde ‘exhausted’ (tüketilmiş) goblet hücreleri görülür. Bu hücreler, ince, uzundur ve santral apikal sitoplazmada az sayıda musinojen granülleri içerirler. Kolonik epitelde sık olmayan bir hücre tipi daha tanımlanmıştır, ‘caveolated’(tuft) hücreler, bununla beraber bu hücreler tüketilmiş goblet hücrelerinin bir formu olabilir.
Büyük bağırsakta epitelial hücre yenilenmesi
Büyük bağırsakta bütün intestinal epitel hücreleri tek bir kök hücre populasyonundan köken alır.
              İnce bağırsakta olduğu gibi büyük bağırsağın mukozal epitelial hücrelerinin tamamı, intestinal bezlerin tabanında lokalize olan bir kök hücreden köken alır. Bezlerin alt 1/3 bölümü normal replikatif zonu oluşturur, burada replikatif hücreler 2-3’ten fazla bölünmeye uğrar ve luminal yüzeye göç etmeye başlarlar, burada 5 gün sonra dökülürler. İntermediate hücreler alt 1/3 bölümde bulunurlar, ince bağırsakta bulunanlara benzerler.
              Absorptif hücrelerin ve goblet hücrelerinin yaşam süresi yaklaşık 6 gündür. Enteroendokrin hücrelerin ise 4 haftadan fazladır. Yaşlı epitelial hücreler mukozal yüzeye erişirler ve iki bitişik intestinal bez arasından lümene dökülürler.
Lamina propriya
Büyük bağırsakların lamina propriyası genel sindirim kanalı özelliklerine benzer fakat bazı farklılıklar gösterir.
  • Kollagen tabaka. Epitelin bazal laminası ve pencereli absorptif venöz kapillerler arasında kollagen ve proteoglikanların kalın bir tabakası bulunur. Bu tabaka normal insan kolonunda 5 μm’dir ve hiperplastik kolonik poliplerde 3 kat artabilir. Kollagen tabaka epitelin intersellüler kompartmanından vasküler kompartmana su ve elektrolitlerin transportunun düzenlenmesinde rol alır.
  • İyi gelişmiş GALT. Büyük bağırsaklarda GALT daha yaygın gelişmiştir, büyük lenfatik nodüller intestinal bezlerin düzenli aralıklarını bozar ve submukozaya yayılır. Kolonda immün sistemin yaygın gelişimi, lümende büyük miktarlarda mikroorganizmalar ve metabolizmanın toksik son ürünlerinin bulunması sebebiyledir.
  • İyi gelişmiş perikriptal fibroblast tabaka. Fibroblast tabaka düzenli olarak replike olan hücreler topluluğudur. İntestinal bezlerin altında, epitelde bulunan kök hücrelere bitişik olarak bulunurlar. Daha sonra fibroblastlar ayrımlaşarak epitelial hücrelerin paraleline göç ederler. Perikriptal fibroblastların son kaderi bilinmemesine rağmen, bu hücrelerin çoğu luminal yüzeye eriştikten sonra makrofajların morfolojik ve histokimyasal karakteristiklerini alır. Bazı kanıtlar, büyük bağırsakta lamina propriyanın merkezindeki makrofajların, perikriptal fibroblastlardan köken aldığını ileri sürüyor.
  • İntestinal bezlerin arasında bulunan lamina propriya merkezinde lenfatik damarlar bulunmaz. Lenfatik damarlar muskularis mukoza çevresinde bir ağ oluşturur, fakat damarlar ve düz kas hücreleri bu tabakadan yukarı doğru yayılmaz. Lamina propriyada lenfatik damarların yokluğu belirli kolon kanserlerinin düşük hızda yayılmasına yol açar. Büyük adenomatöz kolonik poliplerde gelişen kanserler, muskularis mukoza düzeyinde lenfatik damarlara kabul edilmeden önce lamina propriyada epitel içinde yaygın olarak büyüyebilirler. Lenfatik damarlar submukozada bulunur ve muskularis eksterna çevresinde bir ağ oluştururlar.
Muskularis eksterna
Sekum ve kolonda muskularis eksternanın dış tabakası önemli longitidunal kas bantları oluşturur, bunlar tenya koli olarak isimlendirilir, gros düzeyde gözlenebilir. Bu bantlar arasında longitidunal tabaka oldukça ince bir tabaka şeklinde bulunur. Rektum, anal kanal ve vermiform apendikste dış longitidunal tabaka tek olarak kalın bir tabakadır. Tenya kolinin kas bantları kolon boyunca sirküler kas tabakasına penetre olur. Bu görünüm, muskularis eksternada haustra oluşumuna yol açan bağımsız kontraksiyon segmentlerinde devam etmez.
               Büyük bağırsakların muskularis eksternası iki tip kontraksiyon gösterir, segmentasyon ve peristalsis. Segmentasyon lokaldir ve kolonik içeriğin iletilmesine yol açmaz. Peristalsis kolonik içeriğin distal olarak kütle şeklinde iletilmesine yol açar. Kütle peristaltik hareketleri sık olmayarak oluşur. Sağlıklı kişilerde genellikle günde bir kere distal kolonu boşaltmak için oluşur.
Submukoza ve seroza
Büyük bağırsakların submukozası sindirim kanalı genel tanımına uygundur. Büyük bağırsaklar diğer yapılarla direk olarak bağlantıya geçtikleri yerlerde (posterior yüzeyin çoğunluğu) adventisya ile kaplıdır, diğer yerlerde ise seroza ile kaplıdır.
Sekum ve apendiks
Sekum, ileoçekal valvin distalinde kör bir cep oluşturur. Apendiks, bu cebin ince, parmak benzeri yayılmasıdır. Sekum histolojik olarak kolonun diğer bölümlerine benzer. Apendiks ise muskularis eksternada tek bir tabaka şeklinde longitidunal tabaka içermesiyle farklıdır. Apendiksin en göze çarpan özelliği submukozaya yayılan büyük miktarlarda lenfatik nodüller içermesidir. Pekçok erişkinde, apendiksin normal yapısı kaybolmuştur ve apendiks fibröz skar dokusuyla kaplıdır.
Rektum ve anal kanal
Rektum sindirim kanalının genişlemiş distal bölümüdür. Üst bölümü büyük bağırsağın diğer bölümlerinden farklıdır, çünkü transvers rektal katlantılar içerir. Rektum mukozası distal kolona benzer, goblet hücreleri olan düz tubuler bezler içerir.
        Sindirim kanalının en distal bölümü anal kanaldır. Anal kanalın üst bölümü longitidunal katlantılar içerir, anal sütunlar olarak isimlendirilir. Anal sütunlar arasındaki depresyon anal sinuslar olarak isimlendirilir. Anal kanal epitelial sınır karakterine göre üç zonda incelenir.
  • Kolorektal zon. Anal kanalın üst 1/3 bölümünde bulunur. Rektumda bulunana benzer basit prizmatik epitel içerir,
  • Anal transizyonel zon. Anal kanalın orta 1/3 bölümünü oluşturur. Rektal mukozanın basit prizmatik epiteli ile perianal derinin çok katlı yassı epiteli arasında geçiş bölgesi gösterir. Anal transizyonel zon, çok katlı prizmatik epitel, basit prizmatik epitel ve çok katlı yassı epitel içerir.
  • Squamöz zon. Anal kanalın alt 1/3 bölümünde bulunur. Bu zon çok katlı yassı epitelle sınırlıdır ve perianal deri ile devam eder.
          Anal kanalda anal bezler submukozaya hatta muskularis eksternaya yayılır. Bu bezler, düz tubuler bezlerdir, mukus sekrete ederler. Bazen anal bezler diffüz lenfatik doku ile çevrelenir. Onlar sıklıkla patolojik fistül oluşumuna yol açarlar.
          Anal orifisi çevreleyen deride büyük apokrin bezler bulunur. Bu bölgede kıl folikülleri ve yağ bezleri de bulunur.
           Anal sütunların submukozasında, süperior rektal arterin terminal dallanmaları ve rektal venöz pleksus bulunur. Bu submukozal venlerin büyümesi internal hemoroitleri oluşturur ki bunlar portal sirkülasyonda venöz basınç artışı ile ilgilidir. Rektum düzeyinde tenya koli bulunmaz, muskularis eksternanın longitidunal tabakası tek bir tabaka oluşturur. Muskularis mukoza anal transizyonel zon düzeylerinde görülmez. Burada muskularis eksternanın sirküler tabakası internal anal sfinkteri oluşturmak üzere kalınlaşır. External anal sfinkter ise pelvik tabanın çizgili kası tarafından oluşturulur.

 

Bir Cevap Yazın