Solunum Sistemi Histolojisi

Dosyayı isterseniz görüntüleyebilir isterseniz indirebilirsiniz.


GoogleDocs üzerinden indirmek için : İndir [açılan sayfada klavyeden ctrl+S yapmanız yeterli]

Önizleme ;

 

SOLUNUM SİSTEMİ
Görevleri;
  1. Havanın iletimi
  2. Havanın filtrasyonu
  3. Gaz değişimi
Ayrıca larinksten geçen hava konuşmanın oluşumunda kullanılır. Olfaktör mukoza ve nazal kaviteden geçen hava koku duygusunun oluşumu için uyaranlar taşır. Düşük derecede endokrin fonksiyonlar bulunur ve inhale edilen antijenlere immün yanıtların düzenlenmesinde görev alır.
            Solunum sisteminin iletici ve respiratuar bölümleri bulunur.
İletici bölüm;
  1. Nazal kaviteler
  2. Nazofarinks ve orofarinks
  3. Larinks
  4. Trakea
  5. Bronşlar
  6. Terminal bronşioller
Respiratuar bölüm;
  1. Respiratuar bronşioller
  2. Alveoler kanallar
  3. Alveoler keseler
  4. Alveoller
Havanın kondisyonu iletici bölümde gerçekleşir. Islatılması, ısıtılması ve partiküllü materyallerin ayıklanmasını içerir. Müköz ve seröz bezler kondisyon olayında önemli rol oynarlar. Nazal kavitedeki ‘vibrissae’ adı verilen kıllar büyük partikülleri tutarlar.
NAZAL KAVİTELER
Kemik ve kıkırdak septumla ayrılan çift çemberdir. Her bir kavite ön bölgeden burun delikleri aracılığıyla dış ortamla ilişki kurar. Arka bölgeden de koanalar aracılığıyla nazofarinksle ilişki kurar.
Nazal kaviteler üç bölgeye ayrılır;
  1. Vestibül
  2. Respiratuar segment
  3. Olfaktör segment
Vestibül :
  • Nazal kavitenin ön bölümüdür. Çok katlı yassı epitelle sınırlıdır.
  • Kalın kıllar (vibrissae) içerir.
  • Sebase bezler de bulunur ve partiküllü materyallerin tutulmasında rol oynarlar.
Respiratuar segment:
  • Solunum epiteli başlar ve sebase bezler artık yoktur.
  • Solunum segmentinin medial duvarını nazal septum oluşturur. Fakat lateral duvarlar üç raf benzeri kemiksi uzantıyla ‘konka’ lara (türbinatlar) ayrılırlar.
  • Konkalar yüzey alanını artırırlar ve havanın daha etkin bir şekilde iletilmesini sağlarlar.
Epitelde 5 tip hücre bulunur;
  1. Silyalı hücreler
  2. Goblet hücreleri
  3. Fıçamsı hücreler: Mikrovilluslar içerirler
  4. Küçük granüllü hücreler
  5. Bazal hücreler
Solunum segmenti mukozası solunan havayı ıslatır, ısıtır ve filtre eder. Solunum segmentinin lamina propriyası damardan zengindir. Kompleks bir kapiller ağı içerir. Lamina propriyada aynı zamanda müköz bezler de bulunur. Müköz salgıda partiküller tutulur ve silyaların süpürme hareketiyle nazofarinkse iletilir.
Olfaktör segment:
            Özel olfaktor mukoza ile sınırlıdır. Yaşayan dokularda bu mukoza sarımsı kahverengi bir renktedir. Bu olfaktör epitel ve beraberindeki bezlerden dolayıdır.
            Olfaktör epitel yalancı çok katlıdır, 4 tip hücre içerir.
  1. Olfaktör hücreler (bipolar nöronlardır)
  2. Destekleyici hücreler
  3. Fırçamsı hücreler
  4. Bazal hücreler
Olfaktör hücreler, apikal bölgelerinde silya içeren bipolar nöronlardır.
  • Plazma membranlarında koku-bağlayıcı proteinler içerirler. Apikal kutupta olfaktör veziküller içerirler.
  • Koku molekülleri, olfaktör sekresyonda solubl hale getirilir ve olfaktör reseptörlerle etkileşime geçerler.
  • Olfaktör hücrelerin 1 aylık ömür süreleri vardır. Postnatal hayat süresince yer değiştirebilen tek nöron tipi olfaktör nöronlardır.
Destekleyici hücreler, olfaktör hücrelere mekanik ve metabolik destek sağlarlar. Fırçamsı hücreler genel duyumun iletilmesinden sorumludurlar, çok sayıda mikrovillus içerirler. Bazal hücreler diğer hücre tiplerini oluşturan kök hücrelerdir.
Olfaktör bezler (Bowman bezleri);
  • Dallanmış tubuloalveoler seröz bezlerdir.
  • Hücreler içinde lipofuskin granülleri bulunur. Hücrelere tipik sarı-kahverengi rengini verir.
  • Olfaktör bezlerin seröz sekresyonu kokulu maddeler için çözücü görevini görür.
LARİNKS
Orofarinks ve trakea arasındaki hava yoludur. Düzensiz şekilli hyalin ve elastik kıkırdaklar içerir.
Vokal katlantılar (vokal kordlar); larinks boyunca hava akışını kontrol ederler ve ses üretimi için titreşirler.
  • Vokal kordlar larinks açıklığı olan rima glottisin sınırlarını oluştururlar.
  • Her vokal katlantı içinde ‘vokal kas’ bulunur. İntrinsik laringeal kaslar kıkırdak plaklarını bağlarlar. Ekstrinsik laringeal kaslar larinks dışı yapılardan köken alırlar.
  • Rima glottis boyunca hava geçişi vokal katlantıların vibrasyonuna yol açar. Bu şekilde farklı tonlarda ses oluşturulur.
  • Ventriküler katlantılar vokal katlantıların üstünde yer alırlar. Yalancı vokal kordlardır. İntrinsik kas içermezler. Çok sayıda müköz bez içerirler.
  • Larinksin luminal yüzeyinde vokal kordlar çok katlı yassı epitelle sınırlıdırlar. Epigottisin çoğunda da böyledir.
  • Larinksin geri kalan bölgeleri silyalı yalancı çok katlı epitelle sınırlıdır.
  • Bağ dokusunda karışık seröz-müköz bezler bulunur.
TRAKEA
Tabakaları;
  1. Mukoza
  2. Submukoza
  3. Kıkırdak tabakası : C şekilli hyalin kıkırdaklardan oluşur.
  4. Adventisya şeklindedir.
Trakeanın arka sınırında fibroelastik doku ve trakea kası (düz kas) kıkırdakların serbest uçlarını birleştirir.
Trakea epiteli:
  1. Silyalı hücreler: En çok sayıda bulunurlar. Mukusun farinkse doğru koordineli süpürülmesini sağlarlar. İnhale edilen küçük partiküllerin akciğerlerden kaldırılmasında önemli rol oynarlar.
  2. Müköz hücreler: Goblet hücreleridir. Kronik irritasyon durumlarında sayıları artar.
  3. Fırçamsı hücreler: Kör mikrovillusları olan prizmatik hücrelerdir. Bazal yüzeylerinde eferent sinir sonlanmaları ile sinaps yaparlar. Dolayısıyla fırçamsı hücreler reseptör hücreler olarak ta bilinirler.
  4. Küçük granüllü hücreler: Enteroendokrin hücrelerdir. Katekolaminler, seratonin, kalsitonin gibi sekresyonları vardır.
  5. Bazal hücreler: Diğer hücrelerin kök hücreleridir.
Trakeal epitelde tipik olarak kalın bir bazal membran bulunur. Bazal membranın altında yoğun paketlenmiş kollajen lifler bulunur. Sigara içenlerde, kronik öksürüğü olanlarda bu tabaka mukozal irritasyona bağlı olarak kalınlaşır.
Lamina propriya tipik gevşek bağ dokusudur. Çok hücreseldir. Plazma hücreleri, mast hücreleri, eozinofiller, fibroblastlar bulunur. Lamina propriya ve submukozada diffüz ve nodüler lenfatik doku (BALT) bulunur.
Mukoza ve submukoza arasındaki sınır, elastik bir membranla belirlenir. Trakeada submukoza diğer organlardan farklı olarak gevşek bağ dokusundan oluşur, lamina propriyaya benzer. Submukozada mukus sekrete eden submukozal bezler bulunur. Seröz yarımay içerirler. Kanallarla glikoprotein yapısındaki salgıyı epitelyumial yüzeye iletirler. Bezler özellikle kıkırdağın olmadığı arka bölgede sıktır.
İnsanlarda trakeada 16-20 adet C şekilli hyalin kıkırdak bulunur. Yaşlanmayla kıkırdak kısmen kemik dokusuyla yer değiştirir. En dış tabaka adventisyadır.
BRONŞLAR
  • Sağ ve sol ana bronşlar
  • Lobar bronşlar (sekonder bronşlar)
  • Segmental bronşlar (tersiyer bronşlar) şeklinde sınıflandırılırlar.
Bir segmental bronş ve bunu çevreleyen akciğer segmenti ‘bronkopulmoner segment’ olarak isimlendirilir. Cerrahi rezeksiyonlar için önemlidir. Başlangıçta bronşlar trakea ile aynı özelliktedir. Daha sonra kıkırdak halkaları düzensiz şekiller alır. Bronşların boyutları küçüldükçe kıkırdak plaklar daha az ve daha küçük olurlar.
Bronş yapısı:
  1. Mukoza: epiteli trakea ile aynı yani solunum epitelyumi ile sınırlıdır. Primer bronşlarda bazal membran belirgindir. Gittikçe azalır. Lamina propriya trakeaya benzerdir.
  2. Muskularis tabakası: Büyük bronşlarda devamlı bir tabaka sirküler düz kas görülür. Daha küçük bronşlarda ise düz kas devamlı bir tabaka şeklinde değildir.
  3. Submukoza: Nispeten gevşek bağ dokusudur. Bezler submukozada bulunur. Büyük bronşlarda yağ dokusu da bu tabakada bulunur.
  4. Kıkırdak: Hyalin kıkırdak yapısındadır.
  5. Adventisya : Gevşek bağ dokusu yapısındadır.
BRONŞİOLLER
1 mm veya daha az çapı olan hava ileten kanallardır. Terminal bronşiollerden respiratuar bronşioller ayrılır. Bronşiollerde kıkırdak ve bez bulunmaz. Bronşiol duvarında nispeten kalın ve düzenli bir düz kas tabakası bulunur.
            Terminal bronşioller silyalı basit kübik epitelle sınırlıdır. Silyalı hücreler arasında Clara hücreleri bulunur. Bronşiol uzunluğu boyunca silyalı hücreler azaldıkça Clara hücrelerinin sayısı artar. Ayrıca bazı fırçamsı hücreler ve küçük granüllü hücreler de bulunur.
            Epitelin altında küçük miktarda bağ dokusu bulunur. Bunu dairesel düz kas çevreler.
            Clara hücreleri silyalı olmayan hücrelerdir. Apikal yüzeyleri karakteristik olarak yuvarlak veya kubbe şekillidir. Tipik protein sekrete eden hücre özelliğindedirler. Clara hücreleri lipoprotein tabiatında bir ‘yüzey aktif ajan’ sekrete ederler. Ayrıca ‘clara cell protein’ sekrete ederler. Akciğer hasarında Clara cell protein oranı azalır.
            Respiratuar bronşiollerin başlangıç segmenti hem silyalı hücreler hem Clara hücreleri içerirler. Distale doğru Clara hücreleri dominant olur. Bazı granüllü hücreler ve yoğun merkezli granüllü hücreler de bulunur.
            Akciğerlerde gaz alışverişi ilk olarak respiratuar bronşiollerde başlar.
ALVEOLLER
Hava ve kan arasında gaz değişim bölgeleridir. Her bir alveol bir kapiller ağı tarafından çevrelenir. Kapillerler kanı alveollerdeki inhale edilen havanın yakınına getirirler.
Alveoler kanallar: Duvarları yoktur. Periferal sınırlarını alveoller oluştururlar.
Alveoler keseler: Alveol demetleri tarafından çevrelenen keselerdir. Çevreleyen alveoller bu aralıklara açılırlar. Bitişik alveoller arasındaki bağ dokusu alveoler septum veya septal duvar olarak isimlendirilir.  İnteralveoler septalarda düz kas lifleri de bulunur.
Alveoler epitel tip I ve tip II alveoler hücrelerden ve bazı fırçamsı hücrelerden oluşur.
1.Tip I alveoler hücreler: Tip I pnömositler olarak da bilinir. Oldukça ince, yassı hücrelerdir. Alveol yüzeyinin %95’ini oluşturur. Birbirlerine ve alveoler epitelin diğer hücrelerine sıkı bağlantılarla bağlanırlar. Tip I alveoler hücreler bölünme yeteneğinde değildirler.
2.Tip II alveoler hücreler: Tip II pnomositler veya septal hücreler olarak da isimlendirilirler. Tip I hücreler arasına yayılmışlardır. Yüzeyin sadece % 5’ini oluştururlar. Aslında Tip I alveoler hücreler kadar çok sayıdadırlar fakat kübik şekilli oldukları için ve septal kavşaklarda birikme eğiliminde oldukları için yüzeyin sadece %5’ini kaplarlar.
  • Apikal sitoplazmalarında lameller cisimler (paralel membran lameller) bulunur. Lameller cisimler, fosfolipitler, nötral lipitler ve proteinlerden zengindir. Tip II hücreler ekzositozla lameller cisimlerin içeriklerini salgılarlar. Bu salgı surfaktan olarak isimlendirilir.
  • Tip II hücreler aynı zamanda Tip I hücrelerin progenitor hücreleridir. Akciğer hasarını izleyerek hem yeni Tip I hücrelere hem de Tip II hücrelere dönüşürler.
  • Surfaktan yüzey gerilimini azaltır ve yabancı materyallerin temizlenmesinde önemli rol oynar. Surfaktan yapısındaki yüzey gerilimini azaltmadan sorumlu ajan dipalmitoilfosfatidilkolindir.
  • Fetustan surfaktan sentezi 25. haftadan sonra başlar. Kortizol, insülin ve tiroksin tarafından düzenlenir.
  • Yeterli surfaktan sentezlenmemesi alveollerin kollapsına yol açar. Yeterli surfaktan sentezi olmayan prematüre infantlarda alveollerin kollapsı sonucu ‘Respiratuar Distres Sendromu’ (RDS) gelişir. Doğumda ekzojen surfaktan verilmesi riski azaltır. Ayrıca anne adaylarına kortizol uygulanması neonatal mortaliteyi azaltır.
  • Surfaktan proteinleri surfaktan tabakasını organize ederler ve alveoler immün yanıtları düzenlerler.
  1. Fırçamsı hücreler: Alveoler duvarda bulunurlar fakat az sayıdadırlar.
Kan-Hava Bariyeri:
Alveoler septum kan-hava bariyeri bölgeleridir. Bu bölgede alveoller ve kapillerler arasında gaz değişimi yapılır.
En ince kan-hava bariyerinin bileşenleri;
  1. İnce bir tabaka surfaktan
  2. Tip I alveoler hücreler
  3. Tip I  alveoler hücrelerin bazal laminası
  4. Kapillerlerin bazal laminası
  5. Kapillerlerin endotelinden oluşur.
Sıklıkla iki bazal lamina kaynaşır. Bariyerin kalın bölümlerinde iki bazal lamina arasında bağ dokusu hücreleri ve lifler bulunabilir.
  • En fazla gaz değişiminin bariyerin ince bölümünde gerçekleştiği düşünülüyor. Kalın bölüm ise doku sıvısının birikebildiği hatta alveollere geçtiği bir bölgedir.
Alveolar makrofajlar:
Alveolar makrofajlar inhale edilen partikülleri ortadan kaldırırlar. Alışılmadık şekilde hem bağ dokusu septumda hem de alveollerde fonksiyon görürler.
  • Alveollerde toz, polen gibi inhale edilen partikülleri ortadan kaldırırlar. Bu sebeple ‘toz hücreleri’ olarak da isimlendirilirler.
  • Alveolar makrofajlar kan monositlerinden köken alırlar, mononüklear fagositik sisteme aittirler.
  • Aynı zamanda kalp yetmezliğinde alveollere giren kırmızı kan hücrelerini de fagosite ederler.
  • Bazı makrofajlar mukusla bronşial ağaca girerler ve farinkse ulaşırlar. Diğerleri birikmiş materyalle bağ dokusuna dönerler ve kişilerin hayatlarının çoğunda kalırlar. Özellikle sigara içenlerde karbon partikülleri gibi partiküllerle dolu çok sayıda alveolar ve septal makrofajlar görülür.
  • Alveolar makrofajlar aynı zamanda mikobakterium tuberkülozis gibi organizmaları da fagosite ederler. Bu basil makrofajlar tarafından sindirilemez.
  • Alveolar septalar içinde bir alveolden diğer alveole hava sirkülasyonu sağlayan ‘alveolar porlar’ ( Kohn porları) bulunur. Obstrüktif akciğer hastalıklarında bu yol bloke olur.
Kan desteği:
Akciğerler hem pulmoner hem bronşial sirkülasyonları alır.
  • Pulmoner sirkülasyon pulmoner arterden kaynaklanır ve alveoler septumun kapillerlerini destekler.
  • Pulmoner arter dalları bronş ve bronşiollerle dallanır ve kanı kapillerlere iletir.
  • Bu kan oksijenlenir ve pulmoner venöz kapillerler tarafından toplanır. Pulmoner venöz kapillerler venüllere ve daha sonra da pulmoner venlere kanı boşaltırlar. Kan pulmoner venlerden kalbin sol atriumuna gider.
  • Bronşial sirkülasyon aortadan dallanan bronşial arterlerle başlar. Alveollerden ziyade bütün akciğer dokusunu kanlandırır; bronş ve bronşiol duvarlarını kanlandırır.
  • Akciğerlere bronşial arterlerle ulaşan kanın çoğu pulmoner venlerle direne edilir.
 

 

 

SOLUNUM SİSTEMİ GELİŞİMİ
            Gelişimin 4. haftasında primitif farinks ventral duvarının kaudal ucunda orta hatta ‘laringotrakeal oluk’ olarak başlar. Laringotrakeal oluğun endodermal döşemesi; larinks, trakea ve akciğerlerin epitelleri ve bezlerini oluşturur. Bu yapılardaki bağ dokusu, kıkırdak ve düz kaslar splanknik mezodermden gelişir (larinks hariç).
            Dördüncü haftanın sonunda laringotrakeal oluk, ön barsağın kaudal ucunda ventralde yerleşik, kese şeklinde bir ‘laringotrakeal divertikulum’ (solunum divertikülü, laringotrakeal tüp) oluşturur. Solunum divertikulumu uzadıkça splanknik mezoderm ile kuşatılır, ve distal ucu yuvarlak ‘akciğer tomurcuğu’ oluşur. Laringotrakeal uzantı kısa sürede primitif farinksten ayrılır, fakat ‘primordial laringeal giriş’ ile bağlantısını devam ettirir.
            Laringotrakeal uzantıda gelişen uzunlamasına trakeaözofageal katlantılar, ‘trakeaözofageal septum’ u  oluşturmak için birleşirler. Laringotrakeal tüpün farinkse açıldığı yer laringeal girişi oluşturur.
Larinks gelişimi:
  • Epitelial döşemesi, laringotrakeal tüpün kranial ucunun endoderminden gelişir.
  •  Larinks kıkırdakları (epiglottis dışında) 4. ve 6. faringeal arkus çiftlerinden gelişir. Epiglottis, 3. ve 4. faringeal arkus mezenşiminden meydana gelen hipobrankial çıkıntıdan oluşur. Yani larinks kıkırdakları nöral krista kökenli mezenşimden gelişir.
  • Laringeal kaslar, 4. ve 6. faringeal arkus çiftlerindeki miyoblastlardan gelişir.
  • Laringotrakeal tüpün kranial ucundaki splanknik mezenşim hızla çoğalarak ‘aritenoid şişkinlik çiftlerini’ meydana getirirler. Bu şişkinlikler yarık şeklindeki deliği, T harfi şeklinde laringeal girişe ve gelişmekte olan laringeal lümeni dar bir yarığa dönüştürür.
  • Laringeal epitelin hızla çoğalması geçici olarak laringeal lümenin tıkanmasına yol açar. 10. haftaya kadar larinks yeniden kanalize olur. Bu işlem esnasında laringeal ventriküller oluşur.
  •  Larinks ve epiglottis büyümesi doğumdan sonraki ilk üç yılda hızlıdır. Bu zaman içinde yetişkin şeklini alır.
Trakea gelişimi:
Trakeanın epiteli ve bezleri laringotrakeal tüpün endodermal döşemesinden farklılaşır.  Trakeanın kıkırdak, bağ dokusu ve kasları laringotrakeal tüpü çevreleyen splanknik mezodermden gelişir.
Bronşların ve akciğerlerin gelişimi:
Dördüncü haftada laringotrakeal tüpün kaudal ucunda gelişen akciğer tomurcuğu kısa sürede bronş tomurcukları olarak isimlendirilen iki keseciğe ayrılır.
  • Bronşial tomurcuklar kendilerini çevreleyen splanknik mezenşim ile birlikte bronşlara ve bronşiyollere ayrılırlar.
  • Önce sağ ve sol ana bronşlar daha sonra sekonder ve tersiyer bronşlar oluşur. Sağ ana bronş soldan daha büyüktür ve daha dikey konumdadır. Sağ akciğerde 10, sol akciğerde ise 8 veya 9 tersiyer (segmental) bronş bulunur.
  • Bronş ve bronşiyollerin epiteli, pulmoner epitel ve bez yapıları laringotrakeal divertikulum endoderminden gelişir.
  • Kıkırdak plakları, düz kaslar, bağ dokusu ve kılcal damarlar laringotrakeal tüpü çevreleyen splanknik mezenşimden gelişir.
Akciğerlerin olgunlaşması:
Dört evrede incelenir.
  1. Psödoglandüler evre
  2. Kanaliküler evre
  3. Terminal kese evresi
  4. Alveoler evre
Psödoglandüler evre (6-16. haftalar):
    • Gelişmekte olan akciğerler ekzokrin bir salgı bezine benzerler.
    • Gaz alışverişi ile ilgili olanlar hariç akciğerlerin tüm temel elemanları oluşur.
Kanaliküler evre (16-26. haftalar):
  • Bronşların ve terminal bronşiollerin lümenleri büyür ve akciğer dokusu çok damarlı bir hale gelir.
  • Her bir terminal bronşiolden iki veya daha fazla respiratuar bronşiol türer. Respiratuar bronşiollerden alveoler kanallar ayrılır.
  • Kanaliküler evrenin sonuna doğru solunum mümkün hale gelir. Çünkü artık respiratuar bronşiollerin uçlarında ince duvarlı ‘terminal keselerin’ (alveollerin başlangıç şekli) bir bölümü oluşmuştur ve akciğer dokusu iyice kanlanmıştır.
  • Bu evrenin sonuna doğru doğan bir fetusun yoğun bakım altında yaşatılması mümkün olsa da solunum ve diğer sistemleri tam gelişmediğinden genelde ölürler.
Terminal kese evresi (26. haftadan doğuma kadar):
  • Çok fazla sayıda terminal kese gelişir ve bu keselerin epitelleri çok ince hale gelir. Kapiller damarlar gelişmekte olan alveollerin içine doğru çıkıntı yaparlar.
  • Epitel ve kapillerlerin endoteli arasındaki yakın temas fetusun prematüre doğumunda bile hayatta kalmasına yeterli gaz alışverişini sağlayacak kan-hava bariyerini oluşturur. Yani yaşam için yeterli kan hava bariyeri ilk olarak bu evrede oluşur.
  • Terminal keseler tip I alveoler hücrelerle döşenmiş olur. Kapiller damarlar hızla çoğalır ve lenfatik kapillerler de aktif gelişme gösterir.
  • Tip II alveoler hücreler oluşur ve surfaktan salgılarlar.
  • haftadan itibaren prematüre doğan fetüsler yoğun bakım sağlanırsa yaşatılabilirler fakat bazen surfaktan yetersizliği yüzünden solunum güçlüğü yaşayabilirler.
  • 26-28. haftalarda fetüsün yaşaması için yeterli kan-hava bariyeri ve surfaktan mevcuttur.
 
Alveoler evre (geç fetal evreden 8 yaşına kadar):
  • Alveollere benzeyen yapılar gebeliğin 32. haftasında vardır.
  • Terminal keseleri döşeyen Tip I alveoler hücreler son derece incelir ve artık terminal keseler ‘ primordiyal alveol’ adını alırlar.
  • Geç fetal evreye gelindiğinde akciğerler artık solunumu gerçekleştirebilirler. Çünkü kan-hava bariyerini oluşturan alveolokapiller membran (solunum membranı) gaz alışverişine imkan tanıyacak kadar incelir. Yani kan-hava bariyeri tam olarak oluşmuştur. Solunum işlevine bebek doğar doğmaz başlar.
Karakteristik olgunlaşmış alveoller doğum sonrası döneme kadar oluşmazlar. Alveollerin %95’i postnatal dönemde gelişir. Doğumdan sonra primordiyal alveoller oluşmaya devam ederler.  Akciğerlerin büyümesi respiratuar bronşiollerin ve primordiyal alveollerin sayısındaki artıştan kaynaklanır.
            8 yaşına kadar olgunlaşmamış alveollerin sayısı artmaya devam eder. Olgunlaşmamış primordial alveoller bağ dokusu bir septumla ikiye ayrılarak yeni primordiyal alveolleri oluştururlar. Primordial alveollerin boyutları büyüdükçe olgun alveoller şekline dönüşürler.Doğumu takip eden ilk birkaç ay içinde akciğer gelişimi kan-hava bariyerindeki çok hızlı artışla karakterizedir.
Doğumdan önce akciğerlere bir miktar amniyon sıvısı alınır ve fetal solunum hareketleri olur. Bu normal akciğer gelişimi için gereklidir. Fetal solunum hareketleri, doğum tanısında ve erken doğumda fetüs hareketlerinin değerlendirilmesinde kullanılır.
 
 

Bir Cevap Yazın